geçmiş hiç yaşanmamış gibiydi; ciddiye almaya istekli olduğu hiçbir ders sunmuyordu ona. gelecek ise asla adım atmaya yeltenmediği bir gizdi. yalnızca bu anın bir anlamı vardı, yalnızca bu an onundu. sahip olduğunu kaybettiği; tutku dolu, yeni uyanan benliğinin arzuladığının elinden alındığı duygusuyla, yalnızca bu an işkence edebilirdi ona, o sırada etmekte olduğu gibi.
denizin hiç kesilmeyen sesi akıl çeler; fısıldayarak, gürleyerek, mırıldanarak bir başınalığın uçurumlarında büyük bir gezintiye, derin düşüncelerin labirentinde kaybolmaya çağırır ruhu.
fakat her şeyin, hele ki bir dünyanın başlangıcı, daima belirsiz, karman çorman, kargaşalı ve fazlasıyla sıkıntılıdır. kaçımız böyle başlangıçların içinden çıkmayı başarabilmişizdir ki! nice ruhlar yitip gitmiştir o kıyamette!
çocuklarına aşık, kocalarını taparcasına seven kadınlardı onlar; bireysel anlamda kendilerini yok etmeyi, kanatlanarak çocuklarına hizmet eden melekler olup çıkmayı ayrıcalık sayıyorlardı.