“Yaşamaya başladığımızda bize hoş gelen şeyler öyle hoştur, acı gelen şeyler de öyle acıdır ki, kaçınılmaz olarak bütün isteklerimizi zevke yöneltir, yalnızca ‘bir-iki ay balla beslenmek’ peşinde koşmayıp hayatımız boyunca ağzımıza başka şey koymamak ister, bu arada ruhumuzun aslında besinsizlikten öldüğünün farkına varamayız.”
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
“Toplum bireyi müthiş cezalara çarptırma hakkını kendinde bulur; ama kötülüklerin en büyüğü olan sığlık, yaptığını anlamasına engel olur. Bireyin cezası bittiğinde onu tek başına bırakır; yani bireye karşı en önemli sorumluluğunun başladığı noktada, onu terk eder. Aslında kendi eylemlerinden utanır ve nasıl insan borcunu ödemediği alacaklıdan, onarılmaz biçimde incittiği kisiden kaçarsa toplum da cezalandırdığı bireyden kaçar. Ben diyorum ki, ben çektiğim acıyı anlıyorsam "toplum" da bana verdiği cezayı anlamalı, karşılıklı nefret ve şiddet ortadan kalkmalı.”
“Kişinin yaptığı kötülükler yüzünden olduğu kadar, yaptığı iyilikler yüzünden de cezalandırıldığı gerçeğini kabul etmek zorundayım. Cezalandırılması gerektiğinden kuşku duymuyorum. Bu, insanın hem iyiliği, hem de kötülüğü anlamasına, her ikisi yüzünden gururlanmamasına yardımcı olur, yardımcı olmalı.”
“İnsanın kendi deneyimlerini reddetmesi, kendi gelişimini durdurması demektir. Deneyimlerini reddetmek, insanın kendi yaşamına yalan söyletmesi demektir. Ruhun reddedilmesi gibidir.”