petta reddast

petta reddast
@petttareddast
Bu hesapta -ve her hesapta- sizin katılmak zorunda olmadığınız fikirler paylaşılmaktadır.
Yapısal Tasarım Mühendisi
Yıldız Teknik Üni.
Hollanda
101 okur puanı
Ekim 2019 tarihinde katıldı
9/10
·188 syf.··
2022 3. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 06 Şubat 2022 15:47
Arka kapaktaki “Okuyucu bizi… düşünmemeyi tercih ettiğimiz konular üzerine düşündürüyor” tespiti çok isabetli olmuş diyorsunuz okuma bittiğinde. Okunması ısrarla tavsiye edilir. 2. Dünya Savaşı, toplama kampları ve sonrasındaki davalarla ilgili birkaç kitap okudum. En ters köşe eden kitap oldu. Yaşanan acılarla empati kurmayı, yaşananlarla hesaplaşmada taraf olmayı zaten yapabiliyoruz en azından tahmin edebiliyoruz az da olsa. Peki empati kur(a)madığımız, kurmalı mıyız çelişkisiyle, diğer taraf? Bakış açılarımız ne kadar da sınırlı. Peki bu bakış açısını genişletsek bile elde ettiğimiz bir bilgi bizi o bilgiyi kullandırmaya itiyor mu, itmeli mi? Kişisel tercihlere saygı duymak, tersi adalete katkı sağlayacak olsa bile, her koşulda gerekli mi? Ve kararın beraberinde gelen sorumluluğu herkes taşır mı, taşımalı mı?
OkuyucuBernhard Schlink · İletişim Yayıncılık · 20144,588 okunma
Reklam
9/10
·352 syf.··
2020 41. kitabı
·
33 günde okudu
·
Okunma: 24 Aralık 2020 01:03
Orwell, Julian Symons’a yazdığı bir mektupta, “yeni kitabım, roman biçiminde bir ütopya” demiş. Çevirmenin de dediği gibi “Evet her şeyin tümüyle devletin denetiminde olduğu, bellekten yoksun bırakılmış, her türlü muhalefetin yok edildiği bir toplum tehlikesine karşı bir uyarı niteliğindeki 1984, en genel anlamıyla bir ‘ütopya’dır ama karşı-ütopyacı bir roman. Gerçekten de insan, kendi belleği dışında hiçbir kayıt kalmayınca, en belirgin gerçeği bile nasıl kanıtlayabilirdi? Zaten belleğinizde kalanlar ve/ya bildikleriniz 101 Numaralı Oda’daki işlemlerle tertemiz ediliyordu. Bellek tamamen Parti’nin istemine uygun bir biçime bürünerek yeniden şekillenecekti. O’Brein’in şu sözleri zaten her şeyi özetlemiyor muydu: “Biz zoraki boyun eğilmesinden hoşlanmayız. Bize Özgür iradenle teslim olmalısın. Biz sapkınları bize direniyorlar diye yok etmeyiz; direndikleri sürece asla yok etmeyiz. İnançlarından döndürür, kafalarının içini ele geçirip yeniden biçimlendiririz. İçlerindeki tüm kötülükleri, tüm yanılgıları silip atar, lafta değil, canıgönülden saflarımıza katılmalarını sağlarız. Öldürmeden önce bizden biri yaparız.” Tıpkı yıllar süren 101 Numaralı oda yaşantısının ardından Winston’un geldiği nokta gibi: Artık her şey yoluna girmişti, mücadele sona ermişti. Sonunda kendine karşı zafere ulaşmıştı. Büyük Birader’i çok seviyordu: SAVAŞ BARIŞTIR ÖZGÜRLÜK KÖLELİKTİR CAHİLLİK GÜÇTÜR.
1984George Orwell · Can Yayınları · 2023200bin okunma
7/10
·512 syf.··
2020 37. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 10 Mayıs 2020 00:42
II. Dünya Savaşı’nın bitmesinin üstünden tam 75 yıl geçti. Dünya yaralarını sarmakla(!) kalmadı tam gaz III.süne gidiyor üstelik. Hiroshima, Nagasaki, Auschwitz, Treblinka, Dachau... Vahşetin arşa değdiği bu yerler cehennemin ta kendisi. Çünkü cehennem insanların acı çektiği yer değil çektiği acıları kimseye duyuramadığı, kimsenin duymadığı yerdi. Nazi Almanyası’nın Yahudilere yaşattığı vahşeti, acıları, kayıpları hepimiz biliyoruz, ziyadesiyle hemde. Peki Hitler’in kendi ‘ırk’ına, kendi vatandaşlarına yaptıklarını ne kadar biliyoruz? Erik Ağacı, Hitler vahşetini kadrajın açısını Alman halkına çevirerek fotoğraflıyor bu kez. Hikaye Alman bir genç kızın, Yahudi bir gence aşık olması ile başlasa da kitap bir aşk romanı değil. Sadece aşk romanı değil. Nazi dönemini akıcı ve çarpıcı bir dille anlatan roman tarih kitabı tadında aynı zamanda. ... Kitap, yazarın savaş döneminde Almanya’da büyüyen annesinin hayatını temel alıyor. Kitabın yazılma fikri, belki de zorunluluğu, ise yazar ABD’de lise 3. sınıf öğrencisiyken yaşadığı bir olay sonrası ortaya çıkıyor. Olay şöyledir: Bir gün tarih öğretmeni II. Dünya savaşını ve Yahudilerin yaşadıklarını olabildiğince anlatır. Ders sonrası bazı arkadaşları kendisine Nazi diye seslenmeye başlar ve koridorda ‘Heil Hitler’ diye bağırarak selam verir. Yaşananlar sonrası yazar annesine savaş döneminin nasıl geçtiğini, büyükbabasının görevini ve Yahudileri sorar.. Yaşadıklarının toplumsal bir suç olduğunu düşünen yazar, Alman olmanın Nazi olmak anlamına gelmediğini açıklayamayacak yaşta olduğunu düşündüğünden olsa gerek kitabı tam 20 yıl sonra kaleme alıyor. ... Yaşanılan sefalet, açlık, bombalar, müttefik uçakları tarafından vurulmamak için atlanılan hendekler, Yahudi tutsaklara yemek koymak için hayatını riske atan Almanlar, hepsi
Erik AğacıEllen Marie Wiseman · Arkadya Yayınları · 20163,805 okunma
9/10
·80 syf.··
2020 32. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 03 Nisan 2020 03:25
“Zamanın çoktan sildiği bir hata için cezalandırılabilir miydi insan? Bu kadar sarsıcı ve yaman bir çelişki içinde bırakacak başka bir soru ile henüz karşılaşmadım. Merhamet, sevgi şefkat, adına ne derseniz, mi galip gelmeli, adalet mi galip gelmeli? Her insan bu kadar bağışlanmak isteyip de neden bağışlamaz ki? Bir gün, Tanrı, tüm bir insanlığı affedip cennetime alırım ama bunu herkes istemeli dese cevabınız ne olurdu? Sonsuzluğu kucaklar mıydınız? Zor soru... Sonsuzluğu kucaklamayı seçeceğime karar vermiştim bir süre önce üstüne uzuuun uzun düşündükten sonra; affetmeyi seçerdim. (Soruyu sık sık hatırlatıp cevabımı tekrar gözden geçirdiğim ve hatta tereddüt ettiğim zamanlar olmuyor değil elbet ama konumuz bu değil.) Irene ve Fritz’in korku, ceza, utanç üçgenindeki konuşmasından kendinize çok pay çıkaracaksınız.. Ama unutmayın hikayenin sonunda sizi tatmin edecek, belki de mutlu edecek ve hatta derin bir nefes aldıracak detay Irene’nin bedeninde dolaşan azap dalgalarını, tir tir titreyen bedenini, yırtılır gibi seğiren bedenini sarmalayan affedicilik olacaktır. Bu kadar lezzetli bir okuma sunup bu kadar dokunabildiğiniz için teşekkürler Bay Zweig..’
KorkuStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Yayınları · 2022124,8bin okunma
8/10
·310 syf.··
2020 29. kitabı
·
21 günde okudu
·
Okunma: 29 Mart 2020 14:43
“Birden bütün gürültüler susuyor. Issızlığın ortasındayım artık...” diyor son cümlesinde Ayhan. Sahi beynindeki iblisi dahil etmiş miydi susan bütün bu gürültülere? Ayhan, Mösyö Pier’in dediği gibi pençe yerine parmaklarına demir ölümler kuşanan bir türün, Homo-Homocidus’un, salt öldürmek için yaşadığı dünyanın bir sakini. Arkadaşları ile değiştirmeye çalıştıkları bir davaları var; adı devrim. Uğruna çektikleri acılar, ödedikleri bedeller ve yitirdikleri inançları var. Sonra geçmişi var; eski arkadaşları, dönüp duran hatıraları, pişmanlıkları, itirafları var. Ölüm var, ölüleri var, öldürdükleri var. Sonra Savaş var, patlayan bombalar var, Asteğmen olarak vermek zorunda kaldığı karar var. Hayatını berbat eden o ada, o kumsal var. Adada Papaz, Doktor ve Violet var geçmişten çıkıp çıkıp bugününe gelen, başkaları ile konuş(ama)masını bölen. Papaz Ayhan’ın dostu, Doktor ise geçmişini bir bir anlattıran sözde şifasıcı. Violet, yüzü çilli ve yattığı bir kadından çok daha fazlası; bir casus. Bir insanın ölmek istemesine sebep olacak tüm nedenler bir bir başına geliyor Ayhan’ın. Henüz 26 yaşında, ama yürüyen bir cesetten farkı yok. Gerçek bir ceset olmayı da deniyor aslında. Kafasına sıktığı kurşun eli titrediği için beynini dağıtamıyor. Her şey, hem çok hızlı akan bir nehir gibi sürekli hem de kesik kesik. Ayhan’ın ıssızlığını mı okuyorum yoksa ıssızlığın içindeki Ayhan’ı mı okuyorum karar veremiyorum. Kızıyorum ona, sonra üzülüyorum, yaşadığı dehşet tenimi ürpertiyor, dudaklarından dökülen cümleler hayret ettiriyor. Halası yüzünden tüm kadınları et yığını olarak mı görüyor yoksa iblisin gürültüsü kalbini duymasına mı engel oluyor anlayamıyorum. Belki de hiç kimse Andoniça gibi korkmadan, ölüme değil de bir insana, hayata bakar gibi bakmıyor Ayhan’a. Ve bu yüzden
Issızlığın OrtasıMehmet Eroğlu · İletişim Yayınları · 2014440 okunma
Reklam