“Hayatımın en büyük dramı nedir, biliyor musunuz? Ben bütün dehamı yaşamıma harcadım; yapıtlarıma yalnızca yeteneğimi harcadım.”
Söylediği fazlasıyla doğruydu. En iyi yazılar bile, parlak konuşmasının soluk bir
yansımasıydı ancak. Onun konuşmasını duymuş olanlar, yapıtlarını okuyunca
düş kırıklığına uğrarlar. Dorian Gray'in Portresi ilk başta fevkalade bir öyküydü;
Tılsımlı Deri’den kat kat üstün, kat kat anlamlıydı! Heyhat! Kağıda geçirildiğinde becerilememiş bir şaheser oldu!
“Benim görevim, müthiş eğlenmek,” diyordu. Daha sonraları Nietzsche beni o kadar şaşırtmadı; çünkü Wilde'in şöyle dediğini duymuştum: “Mutluluk değil! Kesinlikle mutluluk değil. Zevk! İnsan her zaman en trajik olanı istemeli.”
“İki tür sanatçı vardır”, derdi. "Bazı sanatçılar yanıtlar, ötekiler de soru sorar. Yanıtlayan sanatçılardan mı, yoksa soru soran sanatçılardan mı olduğunu bilmeli insan; çünkü yanıt veren, asla soruyu soran değildir. Bazı yapıtlar bekler, uzun süre
boyunca anlaşılmazlar; bunlar henüz sorulmamış sorulara yanıt getirenlerdir; sorunun yanıttan çok sonra geldiğine rastlarız.
sık sık."
“Sanat yapıtını sanat yapıtı, doğa yapıtını da doğa yapıtı yapan nedir, biliyor musunuz? Aralarındaki fark nereden gelir?
Aslına bakarsanız, nergis çiçeği bir sanat yapıtı kadar güzeldir; aralarındaki fark güzellik olamaz. Nedir ikisini ayıran, bilir misiniz? Sanat yapıtı her zaman tektir. Kalıcı hiçbir şey yaratmayan doğa, yaptıklarının hiçbiri kaybolup gitmesin diye hep
kendini yineler. Yığınla nergis çiçeği vardır; işte bu yüzden her birinin ömrü bir gündür. Doğa ne zaman yeni bir biçim icat etse hemen onu yineler.”