“Bir gün, benim için her şeyden daha önemli olanın, kendimi ne dereceye kadar bir yabancı olarak tanımladığım olduğunu fark ettim... Ve anladım ki, kırılgan biri olarak yabancının güvenebileceği tek şey, başkalarının ona sunabileceği konukseverlikti. Tıpkı kelimelerin beyaz sayfaların kendilerine açtıkları yerlere ya da kuşların gökyüzünün koşulsuz sinesine sığınmaları gibi.”
Edmond Jabès
Zira vaktiyle yaşanmış ve oklar gibi kalbimize saplanmış bütün eski saatlerin, biz bir aralık kendimizi böyle şiire kaptırırsak, içimizde hala daha nasıl sızladıklarını duydum!
Zaten İstanbul mahallelerinin bir hususiyeti kendi zevkleriyle birlikte daima bir başka köşesinin daüssılasını vermeleri değil midir? Bu çok güzel şehrin hangi mahallesinde olsak bir başka yerinin davetini duyar, vuslatını özler ve hasretini çekmez miyiz?