Derinlere çökmüş gözler bile bulundukları uçurumdan bu yıpranmış kerpiç yüzü aydınlatamıyor, çünkü onlardan fışkıran alev berrak ve göz kamaştırıcı bir şekilde dışa doğru vurmaz, hemen kendi içine, kanına yönelir ve yakar kavurur kendi keskin bakışlarını. Gözler kapandığında ölüm hemen üzerine atılır bu yüzün ve yüz hatlarını bir arada tutan o sinirli gerginlik derin bir cansızlığa dönüşür.
Çünkü onun derinliklerine ne kadar çok inersek, kendimizi de o kadar derinden hissederiz. Sadece hakiki insani varlığımıza ulaştığımızda ona yakın oluruz. Kim kendini iyi tanıyorsa onu da iyi tanıyordur; bütün insanlığın son sınırı o değilse hiç kimsedir. Onun eserine giden bu yolculuk bizi duygunun bütün araflarından, kötülüklerin cehenneminden, dünyevi acıların bütün basamaklarından geçirir: İnsanın acısından, insanlığın acısından, sanatçının acısından ve en sonuncusundan, en korkuncundan, Tanrı acısından. Yol karanlıktır, insan içinden tutku ve hakikat aşkı ile yanmalıdır, yanlış yollara sapmamak için: Onunkine girmeye kalkmadan önce kendi derinliğimizi baştan sona dolaşmalıyız.
Sadece gençliğinde arkadaşları vardı, yetişkin adam yalnızdı: Kendini bireylere vakfetmek bütün insanlığa duyduğu sevgiyi küçültmek gibi geliyordu ona.
Ama o, Dostoyevski, gayesini bitmiş bir eser olarak ortaya koymanın dışında asla açıklamadı, taslaklarını yaratıcılığın korunda yakıp kül etti. Ömür boyu suskun ve çekingen kaldı; varlığının bedensel, dışsal özellikleri hakkında çok az inandırıcı bilgi vardır.