Belediye başkanlığı sırasında Isparta'nın Sidre Dağı'nda, çocuğu olmayan kadınlara ilaç satarak yolunu bulmaya çalışan sahte bir şeyhe rastlamış ve onun sınır dışına çıkarılmasını emrettiğinde şeyh kendisine, "Ben çıkacağım fakat bu memleket de batacak," demişti.
O dönemde sahte şeyh ve hocaların toplum üzerindeki etkisi büyüktü. Toplum yeterli dini eğitim alamadığı için bu tip sözde şeyhlerin söylediği her şeyi din sanıyor ve karşı çıkmıyordu. Bu durumun farkında olan din tüccarları, halkın dini duygularını istismar ederek çıkar sağlamak için türlü hurafeler uyduruyordu. Ülkenin geri kalmasının en önemli nedenlerinden biri işte bu din tüccarlarıydı.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Yine bu devirde Batı örneği tesisleri ile, endüstrisi ile, bütün millî kalkınma hareketleri ile bir yirminci asır devleti kurulmuştu. Osmanlı iken; memurluktan, askerlikten ve mirasyedi toprak ağalığından başka bir iş görmeyen Türklük, memleketin ticaret ve ekonomi faaliyetlerini kendi eline almıştı.
Tarih bu döneme, Türklüğün "yeniden dirilişi" adını verecektir.
Türk inkılapları böylece 1924'ten 1934'e kadar on yıl sürmüştü. Genel tarihte hiçbir millet, bu kadar kısa zamanda müesseselerini bu kadar kökten düzeltmemiş ve yenileştirmemiştir.
Geçmişin gelenek ve görenekleri içinde dağılış ve batış kaderine boyun eğen Türklük, bu inkılaplarla gelecek zamanlara doğru kanat açtı.
"Karşında ziya yoksa, sağından ya solundan
Tek bir ışık olsun buluver, kalma yolundan!
Âlemde ziya olmasa halk etmelisin halk!
Ey elleri böğründe yatan şaşkın adam, kalk!"
Neden birleşmiyor, neden tek vücut halinde karşı koyamıyorduk. Aramızdaki bu geçimsizlik, bu birbirimizi çekememezlik, bu kopmalar nedendi?
"Girmeden bu tefrika bir millete düşman giremez.
Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez."