Kitaba geçmeden önce yine okura küçük bir parantez açmak istiyorum. Hakan Günday’ın önceki romanlarını okuyup Piç’i daha zayıf bularak düşük puan verenleri kısmen anlayabiliyorum. Evet, Kinyas ve Kayra ya da Daha’nın gerisinde kalan bir metin. Buna itirazım yok. Ama başka incelemelerde sıkça rastladığım ve asıl tuhaf bulduğum şey şu: Yeraltı edebiyatıyla hiçbir bağı olmayan, bu dili ve dünyayı açıkça sevmeyen okurların ısrarla bu tür kitaplara yönelip ardından hayal kırıklığı yaşaması.
Günday’ın Piç’te kullandığı kavram, günlük hayatta akla gelen anlamıyla örtüşmüyor. Buradaki piçler, babası belli olmayanlar değil; babalarına ve annelerine ihanet edenler. Ailelerine, kökenlerine ve onlardan devraldıkları her şeye sırt çevirenler. Bu ebeveynler hayata doğal sebeplerle veda etmez; onları öldüren şey üzüntüdür.
Roman, maddi olarak hiçbir eksiği olmayan dört gencin, tamamen kendi iradeleriyle düzenin dışına çıkma hikâyesini anlatıyor. Aileyi, otoriteyi ve toplumsal kabulleri reddeden bu karakterler, aylaklığı bilinçli bir tercih hâline getiriyor. Kimlik arayışları ilerledikçe nihilizme ve anarşizme savrulan bu dört arkadaş, aslında sistemle değil, en çok kendileriyle savaşıyor.
Hakan Günday, alışıldık şekilde sert, rahatsız edici ve filtresiz bir dil kullanıyor. Bu nedenle Piç, yazarla tanışmak için doğru bir başlangıç değil. Günday okunacaksa, bu kitapla değil; daha sarsıcı ve daha güçlü metinlerle başlanmalı.