Fakat şu muhakkak ki bugün olduğum gibi de olmak istemiyorum. Büsbütün başka bir hayat daha az gülünç ve daha çok manalı bir hayat istiyorum. Belki bunu arayıp da bulmak da mümkün..
Fakat içimde öyle bir şeytan var ki -Bana her zaman istediğimden büsbütün başka şeyler yaptırıyor. Onun elimden kurtulmaya çalışmak boş . Yalnız ben değil, hepimiz onun elinde bir oyuncağız.
Demek hayat böyle iki adım ilerisi bile görülmeyen sisli ve yalpalı bir denizdi.
Tesadüflerin oyuncağı olacak olduktan sonra ne diye bir irademiz vardı?
Kullanamadıktan sonra göğsümüzü dolduran hisler ve kafamızda kımıldayan düşünceler neye yarardı?
Yaşayışımıza ve etrafımıza şekil vermek arzusuyla dünyaya gelmektense hayatın ve muhitin verdiği şekli kolayca alacak kadar boş ve yumuşak olmak daha rahat, daha makul değil miydi?