Halkın zekâsı uyuyor, cehalet gittikçe büyüyor. Halkta fakirlik ve kabalık baş gösteriyor. Ülke sürekli olarak fakirleşiyor. Halk gittikçe ahlaki, düşünsel ve ekonomik bir iflasa yaklaşıyor.
“ Her meslekte olduğu gibi öğretmenlerin içinde de ruhen eğitimci olmayan birçok kişinin olduğunu biliyorum. Zanaatkâr dahi değil onlar. Kendi öğretmenliklerini lanetleyenlerden başka bir şey değiller. Onlara dostça bir tavsiyem var: Okulları bırakın! Başka bir uğraş bulun kendinize. Ofislerde çalışın, tüccar olun. İstediğiniz işle meşgul olun, fakat derin bilgilerin ve canlı bir ruhun olması gereken yeri işgal etmeyin.”
“Aydın olmak, efendi elbisesi giymek, kolalı yakalara sahip olmak veya şık şapka takmak değildir. Aydın sınıfı halkın beynidir. Halk, sizleri eğitiminizi tamamladıktan sonra iyi maaşlar alasınız, akşamları restoranlarda okuma salonu denen yerlerde kağıt ve domino oynayasınız diye yetiştirmedi.”
Werther Charlotte’ye beslediği derin aşkını dostu Wilhelm’e mektup yazarak anlatır. Neredeyse her gün mektup yazıyor dostuna, yaşadıklarını, duygularını, acılarını. Charlotte ise nişanlı ve evlenmek üzere olan bir kadın. Nişanlısını seviyor ve ona Werther kadar olmasa da aşk besliyor. Bu nedenle Werther’in Charlotte’ye beslediği bu güçlü aşka rağmen Charlotte onu sadece bir arkadaşı, dostu, hatta kardeşi olarak görüyor. O şekilde değer veriyor. Werther günler geçtikçe hiçbir şeyden zevk alamamaya başlıyor. Git gide ruhsal olarak bir çöküntü içine giriyor ve intihar ediyor...
Okurken sevgisinin karşılıklı olmasını ve mutlu olmalarını o kadar çok istedim ki. Çünkü, günümüzde bu şekilde seven insanlara çok nadir rastlanıyor, malesef. Böyle güzel sevgilerin karşılıksız olması üzücü...