Pınar B.

Puan vermedi·200 syf.··
2026 14. kitabı
Uzun zaman sonra inceleme yapıyorum. Nedeni kitabı okuduktan sonra öylece kalakalmış olmam. Herkeste aynı etkiyi yaptı mı bilmiyorum ama 151 sayfalık bu kitap resmen bana kendimi ve tüm yaşamımı sorgulattı. Öncelikle tam puan veriyorum ve çok beğendiğimi sanırım oldukça fazla belli ettiğimi düşünüyorum ve nedenlerine geçiyorum. Spoiler içerir konuya dalacağım çünkü... Kitap çok tekinsiz bir anlatıma sahip bu arada inanılmaz incelikli detaylar ve duygulardan bahsedip ama yine de gerçeği aktarmıyor hissi beni sürekli odakta tutmayı başardı. Normalde kitaplarda bir karakterin samimiyetine sığınırız ama bu kitapta samimi gelen kimse yok herkes rol yapıyor gibi. gibisi fazla hatta:) Biraz karakterlere bakalım. Anlatıcımız HANA (49 yaşında) restorantta (25 yaşında) bir erkek ( XAVİER) ile yemekte buluşuyor adım adım restoranta onunla giriyoruz. Her şey o kadar detaylı ama öz anlatım ki bu kısımlarda zaten kitabın içine çekildim. Sorduğu sorulardan oğlu mu bu Xavier diyorum ama aralarında bir çekim de var anlamakta zorlanıyorum. Eşi ( TOMAS) giriyor aniden restorana ve bu ikisini görüyor ve sinirlenip çıkıyor. Sonra evde aralarında geçen konuşmada önceden de aldattığına dair bir konuşma geçiyor. Bu dialogdan benim anladığım Tomas'ın evliliği korumak için elinden gelen her şeyi yapması ve bazı şeylere göz yumması bile gerektiği. Ve rolü imajını korumak bir anlamda. Her şeyin farkında olup düzeni devam ettirme çabasında. Xavier hangi rol olursa uyum sağlarım kafasında gibi. Hana oğlu gibi bakınca uysallaşıyor , arzu nesnesi gibi hissedince kışkırtıcı hale geliyor. Gizemli ve çekici bir genç olabilir miyim seçmesinde gibi. Hana 'ya gelirsek o hem yönetmen hem başrol her koşulda rol içinde gibi. Herkesinde rol yaptığının çok farkında. Gerçek nerde sorusundan
AuditionKatie Kitamura · Riverhead Books · 2025522 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
7/10
·976 syf.··
2025 51. kitabı
Türkçeye daha yeni çevrilen 900 sayfalık bir külçe: Portakal Ağacı Manastırı. Kaosun Kökleri serisinin 1. kitabı ama seri olmasına rağmen kitabın bir finali var; yani tek kitap gibi okuyabilirsiniz. Siz de benim gibi kapağına vurulup “Bu kapaktaki resmin hikayesini öğrenmeliyim” diyorsanız ama 900 sayfa gözünüzü de korkutuyorsa, belki bu inceleme yardımcı olabilir. Önce spoilersız, sonra da konuyu detaylıca anlatacağım. Fantastik ve feminist bir roman bu; özellikle feminist oluşunun altını çiziyorum çünkü erkek karakterler biraz yan karakter olarak kalıyor. Ve yüksek romantizm beklentisiyle almayın; fantastik ögeler ve dünya inşasının detaylı anlatımı ön planda. Ejderhaların var olduğu zengin bir fantezi evreninde geçiyor. Doğu ve Batı krallıkları arasındaki gerilim, eski bir tehdidin yeniden yükselmesiyle tehlikeli bir hâl alıyor. Güç, inanç, bağlılık gibi temalar etrafında şekillenen kişisel yolculuklarla dolu. Tolkien kitaplarında olduğu gibi detaycı bir anlatımı var. Bir de queer karakterlerin de olduğunu bilmenizi isterim. Artık hikâyeyi detaylı anlatmak istiyorum çünkü şu an çevremde kimse okumadığı için bir an önce içimi dökmem gerek :) Spoiler olacak! Kitabı okuyanlar ya da okumayı düşünmeyenler veya spoilerdan etkilenmeyenler devam edebilir. Hikâye yapısı Hikâye Doğu ve Batı medeniyetlerinin farklılığı üzerinden ilerliyor demiştik. Ana fark şu: Doğu, ejderhalarla barışık ve iletişim hâlinde (su ejderhaları var). Batı, ejderhalarla savaş hâlinde (ateş ejderhaları, yani Wyrm’ler var). İki medeniyet de “İsimsiz Olan” adlı devasa ejderhanın bin yıllık uykusundan uyanmasından korkuyor. Kitap 4 ana koldan ve 4 ana karakter üzerinden ilerliyor. Şimdi karakterlere bakalım: 1. Tané (Doğu kültürü) Hikâye, Tané isimli savaşçı bir kızımızın inzivası sırasında
Portakal Ağacı ManastırıSamantha Shannon · Pegasus Yayınları · 202524 okunma
3/10
·344 syf.··
2025 24. kitabı
Bin gemi değil ismi Bin karakter olmalıydı!!!! Troya savaşı ardından her iki tarafta da kalan kadınların hikayesini okuyoruz ama zaman atlamaları ve geçişler başımı döndürdü olumsuz anlamda. Epik Şiirin esin perisi Kalliope 'nin banane şiir falan yazmak istemiyorum tripleri ile başlıyor kitap. Kısacık bir bölüm şimdi asıl hikaye başlayacak diye şevkle devam ettim. Ve ikinci bölümde KREUSA adında bir soylu Troyalı kadının gözünden savaşın tahribatinı okurken biraz daha olaylara dahil hissettim. Troya - Grek savaşı Savaşın nedenini filmlerden de izledik ama kitap bize tanrılar arasında geçen bölümlerde aslında dünyadaki insan çoğunluğunun Toprak Ana Gaia tarafından taşımakta zorlandığını ve bir savaşın gerekliliğini de anlatıyor. Ama bu bölümleri o kadar kopuk ve kesit kesit veriyor ki eğer tam konsantre ve kısa zamanda okumasaydım muhtemelen kitabı yarım bırakırdım. O dönemler tanrılara sunulan adaklar çok mühim mevzu ve Greklerin tahta atını da Tanrılara sunulan bir adak sanıyorlar. Grek bir savaşcı kralı buna ikna edebiliyor ve atı içeri alıyorlar Truvalılar ve buna karşı gelen sadece kralın eşi Hekabe ve rahip Laokoon. Hakebe'nin atı istememe ve şüphelenme savunması zekiceydi ve o an karar verdim Hekabe 'nin hikayesini takip için bile devam edebilirim. Tutunacak dal arıyorum çünkü kitap 12 farklı bakış açısı ile anlatılıyor. Hiç bir karakter derinleşmiyor. Kadınların hikayesi olacaktı ama Paris'in de geçmişini öğreniyoruz ; Akillius'un da! Yazar mitolojiye hakim belli ama okuyucu bu kadarını almaya hazırlıklı mı bilemiyorum, ben güzel sanatlar mezunuyum mitoloji dersi aldığım halde bu kopukluklar beni çok rahatsız etti. Odisseus'un karısı Penelope'nin mektulparını okumak işkence oldu. Hera , Athena ve Afrodit'in Altın elma için Paris'e sundukları vaadler kısmı
Bin GemiNatalie Haynes · Epsilon Yayınevi · 2022198 okunma
Puan vermedi·416 syf.··
2024 101. kitabı
Harika başlayıp ve büyük hayal krıklığı ile biten hiç bir karakterini sevemediğim kış nişanlılarını zar zor bitirdim. Sadece dünya inşasına puan vereceğim. Büyük bir kırılma olmuş ve dünya bir çok göksel adaya bölünmüş bu kısımları gerçekten heyecanlandırdı. Ve bu farklı adalarda yaşayan insanların da bazı farklı yetenekleri var. İlk sayfalarda Ophelia'yı tanıyoruz ana kadın karakterimiz kendisi, uzun dağınık ve taranmamış saçları olan, konuşan hareketli atkısı, minyon yapısı, biraz sakarlıkları ile aslında seveceğimize dair göz kırpıyor, miyop gözlükleri ile şirin ve O'nun yeteneği aynalardan geçebiliyor bu sayede çok aşırı uzak değilse yolculuk yapabiliyor ve eldivenleri ile nesenelere dokunduğunda nesnelerin geçmişini okuyabiliyor. Aynı zamanda yaşadığı Anima şehrinde bir müzeci. Çok kısa zamanda anlıyoruz ki bir evlilik yapacak tanımadığı biri ile. Ailelerin kararı ile. Erkek ana karakterimiz Thorn fazla bekletmeden geliyor şehre çok iri ve sert görünümlü. Kendi göksel şehrinde defterdarmış ama hiç sevilmeyen biri bunun bir çok nedeni var. Bunları anlatıyor biraz yazar. Ve kendisi Ejder Klanına ait. Bu klanın ana özellikleri fazla verilmemiş ama Anlıyoruz ki Thorn'un da özel yeteneği hafızası. Ve bu iki insanı birleştirmek için ikisinin de özel yeteneğine dair kulanım amaçları var. Ama bu evliliğin olmamması isteyenlerde var. Ve ana karakterimiz kızımızı Ophelia'yı korumak için saraya başka bir Ophelai kılığında kız bırakıp Gerçek Ophelia'yı da kılık değiştirip Ay Işığı sarayına hizmetçi rolünde getiriyorlar. Ophelia bir gram gelişme göstermedi Thorn da o sert ve itici görünümünü korudu kitap boyunca. İletişimleri hiç gerçekçi ve bağ kuracağım türde değildi. Serinin devam kitabını almasaydım diye düşünüyprum. Ve aralık da kitaplarımı rastgele sececeğim
Kış NişanlılarıChristelle Dabos · İthaki Yayınları · 2024184 okunma
Puan vermedi·
Öncelikle genel fikrim kitap aşırı hızlı akıyor, anlaşılır, öngörülebilir, çarpıcı başlagıç yapan niteliklere sahip bu nedenle fantastik okumaya yeni başlayanlar keyif alabilir. Benim için fazla tahmin edilebilir olması açısından keyif alma durumumu azalttı. Eğer bir kitabın künyesinde fantastik diye yazabiliyorsa yayınevi okuyucuya hakkını vermesi gerek. Farklı ırklarla, farklı bir dünya inşası ile, sihir - büyü ya da atmosferi ile. Bu kitapta krallıklar hariç maalesef fantastik bir unsur yok okumadan önce bunu bilmenizi isterim. Karakterlere gelince inandırıcı olmaktan uzak. Örneğin ana kız karakterimiz 15 yıl boyunca eğitim alıyor suikastçi olmak için ama yine de zayıf kalıyor kitap boyunca attıığı adımlarda. Babasının kitabın başında yaptığı planları ve zaten adamın ne derece kötü olduğunu bildiği halde sorgulamaksızın onun istekleri doğrultusunda hareket ediyor sadece kendi özgürlüğünü vaadettiği için ve kendi özgürlüğüne karşılık bir çok kişinin hayatı söz konusu böyle bakınca bencil görünüyor. Şimdi adım adım gidelim konusundan spoiler lı devam ediyorum. Lara ve kız kardeşleri casus ve suikastçı olarak yetiştirildiler, kendilerini savunmak ve içlerinden birinin evleneceği, casusluk yapacağı ve Köprü'nün sahibi olan Ithicana'ya saldırması için bilgi göndereceği Ithicana kralını öldürmek için eğitildiler. Ancak seçim yapılacağı gece babasının bir kız haricinde hepsini öldüreceği planını öğrenen Lara kardeşlerini zehirler, ancak bu daha çok sakinleştiricidir, böylece hiçbiri ölüme mahkum edilmez. Bu durumda kendini onlar için feda eder. Lara, Ithicana kralı Aren ile evlenir. Ve 15 yıllık barış kararı alınır iki krallık arasında. Babasının kızları öldürme nedeni ne! hepsi suikastçi yetişti ya acaba gelecekte ayağına bağ olur diye mi!!! burası belli
Köprü KrallığıDanielle L. Jensen · Martı Yayınları · 20221,364 okunma