Seçmeler, okuru elinden tutup bir hikâyenin içine sokmaktan çok, kapının eşiğinde bekleten bir roman. İçeri girip girmemek sana kalıyor ama o eşikte dururken huzursuz bir şeylerin kıpırdadığını hissediyorsun. 110 sayfa boyunca “bir şey olacak” beklentisiyle ilerledim, diyebilirim. Son 40 sayfa ise beni fazlasıyla doyurdu.
Kitamura, burada bir hikâye anlatmaktan çok bir atmosfer kuruyor. Kimlik meselesini bir “seçme” metaforu üzerinden kuruyor yazar. Kim olduğumuz, hangi rolleri isteyerek ya da istemeyerek oynadığımız, bir başkasının gözünde nasıl şekillendiğimiz sürekli sorgulanıyor. Karakterler birbirine yakın ama temas edemiyor; evlilik, annelik, sanat ve kimlik kavramları sürekli yer değiştiriyor. Gerçekten tanıdığımız biri var mı, yoksa herkesin bize sunduğu bir rol mü izliyoruz, diye düşünmeden edemiyor insan. Romanın en rahatsız edici yanı da bu belirsizlik hissiydi; hiçbir şey tam olarak açıklanmıyor ve bu bilinçli bir tercih.
Herkesin seveceği bir kitap değil; hız, olay ve netlik arayanları zorlayabilir. Ama eğer metnin boşluklarında dolaşmayı, söylenmeyeni kurcalamayı seviyorsan Seçmeler çok etkileyici bir deneyim olabilir senin için.