Her gerçeklik, yani her yaşanmakta olan şimdiki an, iki yarıdan oluşur: nesne ve özne. Bu birlik, oksijen ve hidrojenin birlikte suyu oluşturması kadar zorunlu ve özsel bir birliktir. Nesnel yarı tamamen aynı olsa bile, öznel yarı farklıysa -ya da tersi geçerliyse- gerçeklik ya da şimdiki an artık ayıı değildir. En güzel ve en iyi nesnel yarı bile, eğer ona eşlik eden öznel yarı donuk, kötü, yetersiz-se, kötü bir gerçeklik ve şimdiki an üretir; tıpkı güzel bir manzaranın kötü havadaki hali ya da bozuk bir camera obscura da eğri bir yüzeye düşmesi gibi. Nesnel yarı kaderin elindedir ve değişkendir; öznel yarı ise bizzat bizizdir ve özünde değişmezdir. Buradan şu açıkça anlaşılır: Mutluluğumuzun kaynağı büyük ölçüde neye sahip olduğumuza veya başımıza ne geldiğine değil, ne olduğumuza, yani bireyselliğimize bağlıdır. Oysa çoğu zaman insanlar sadece kaderimizi ve sahip olduklarımızı dikkate alır. Kader iyileşebilir, üstelik kanaatkârlık ondan çok bir şey is-temez; fakat bir budala, her zaman budaladır; ve donuk, kaba bir kütük, cennette hurilerle çevrilmiş olsa bile, yine de hep aynı donuk kütüktür.
"En yüce mutluluk, kişiliktir."