Bu kitap bana ölümü korkutucu bir şeyden çok, insanın hayatının doğal bir parçası gibi düşündürdü. Yazarın babasının hastalık sürecini anlatması beni en çok etkileyen kısım oldu çünkü anlatım çok gerçek ve samimi. Abartı yok, dramatik bir dil yok; daha çok içten bir yüzleşme var.
Bahçe, sanki hem hayatı hem emeği hem de geçiciliği temsil ediyor. Bir şeyler ekiyoruz, büyütüyoruz ama bir gün hepsini bırakmak zorunda kalıyoruz.
Kitap çok akıcı bir olay örgüsüne sahip değil ama zaten amacı bu değil. Daha çok insanın iç dünyasına dokunuyor. Bence bu kitap ölümden çok, geride kalanların hislerini anlatıyor. Bitirdiğimde içimde hafif bir hüzün ama aynı zamanda kabullenmişlik duygusu vardı.