Bazı kitaplar hikâye anlatmaz, hesap sorar.
Toprak Bora Cebeci’nin Yerdeki Hesap romanı da tam olarak böyle bir kitap.
Olay örgüsünden çok, varoluşun yorgunluğuna odaklanıyor.
Okuruna bir macera değil, bir sorgu odası sunuyor.
Bir ağacın gölgesinde oturan, elinde defteriyle düşünen o figür aslında hepimiziz:
kendine hesap soran, bazen Tanrı’ya bile kırılan insan.
“Tanrı sıkılmıştı.”
Romanın tanıtımında geçen bu cümle, kitabın kalbini oluşturuyor.
Tanrı’nın sıkılması, evrenin tükenmişliğinden değil, insanın anlam kaybından kaynaklanıyor.
Yazar burada metafizik bir iddiadan çok, bir psikolojik çöküşü anlatıyor:
insan artık neye inanacağını, neye kızacağını, neye sığınacağını bile bilmiyor.
Bir bakıma Tanrı, insanın boşluğuna sıkılmış bir tanık haline geliyor.
Modern çağın “doyumsuz ama anlamsız” yaşam biçimi,
Cebeci’nin kaleminde felsefi bir yankıya dönüşüyor:
“Artık hiçbir şeye şaşırmayan bir çağda yaşıyoruz.
Belki de bu yüzden Tanrı bile şaşırmayı unuttu.”
Yerdeki hesap, gökyüzünün değil, kalbin terazisinde görülür.
Roman boyunca karakterler, hayatın içinde küçük ama ağır hesaplarla yüzleşir:
iyiliğin samimiyeti, kötülüğün gerekçesi, sessiz kalmanın günahı…
Cebeci, bize şunu gösteriyor:
İnsanlar Tanrı’yla değil, kendileriyle hesaplaşır.
Çünkü her insanın içinde, sustuğu bir günah,
itiraf edemediği bir hakikat vardır.