İnsanları yaraları birleştirir.
Uykularının dahî iyileştiremediği acıları paylaşarak küçültmek..
Küçümsemeden..
Başkası, başkalaşmak mıdır?
Başkası, kendini bilmektir,
İnsan kendi kendini bunca enaniyetle nasıl bulabilir?
Ayna..
Varlığını, yok olmaya adamış mahlûk aynaları..
Yaşamayı zehir bilenen, yaşamayı madde olarak değerlendiren zihinler bataklığı zamânesi,
Bağrımızı kurutan..
Haddinden fazla üzülüyor ve isyan ediyoruz.
Düşünmeliyiz, acı çekmenin de mantığı olmalı. Kalbin akletmesi..
Sarhoşun mezesi mânevî yâd.
Mânevî yâd'ın yolu ne?
Kişinin ölçüsü.. aşkından kendini dağlara vurana deli dersin velî çıkar, uslu uslu tavır takınana akıllı dersin, vasıfsız..
Matlûb, tâlib'e nazar eyler,
Tâlib, Matlûb'a ayık değil.
Cân çalgısı kalpte patırdar
Gözde parıldar
Bedende yanar (yakar)
Dünyâda kaynar
Âhirette tahtlar sarsar!
Sûfî ehline "şarab" denedursun
Zikrine Rabb düşer
Fikrine zikir
Ey zübde-i âlem dost, okuduğum bir metni paylaşadurayım seninle; "Mektup yazardı sevdiğine. Yüz yüze konuşmak ne mümkün! En içten duygularla mektup yazılırdı sevgiliye. Şimdilerde ise sevdâlar 160 karaktere, yâni bir kısa mesaj boyutuna sığdırılmış durumda. Ve tanıştığınız ertesi günü, en aşağılık tâbir ile 'çıkmaya' başlayıp hemen ertesinde ise 'aşkım' diyebilmekteler. Leylâ ile Mecnun'un rûhuna sövercesine.."
Bazı şeylerin değeri yitirilmemeli.
"Ne hâle geldik böyle?" denilesi bir nesil...
Şimdi benimki yine gazelden martaval okumak mâhiyetinde olacak ama âcizin günahı, âşığın sevdası konuşturur işte..