"Tanrı krallığı" insanların bekleyeceği bir şey değildir: dünü yoktur, öbür günü de; "bin yılda" gelecek de değildir. O, bir yürek deneyimidir, her yerdedir ve hiçbir yerde değildir...
Her realiteye karşı içgüdüsel bir nefret, "akıl almaz"a, "kavranılmaza"a kaçış, her biçimlenmeye, her zaman ve mekan kavramına, hepsine, töreye, kuruma, kilise'ye karşıtlık, hiçbir realite türünün dokunamadığı bir dünyada, kendini evde hissetme duygusu, yalnızca "içsel" olan bir dünyada, bir "hakiki" dünya, bir "edebi" dünya... " Tanrının krallığı sizin içinizdedir..."
Her şey sona erdiğinde uçuruma atılan ve merkezkaç kuvvetinin etkisiyle döndürülüp bir şelaleye tükürülen bir adam gibi hissetmişti; durmadan boşluğa düşüyordu ve asla- tam anlamıyla- dibe- dokunmuyordu- asla- asla- tam anlamıyla- hayır tam anlamıyla değil- dibe - dokunmuyordu... Ve insan öyle hızlı düşüyordu ki kenarlara da dokunmuyordu... asla... Herhangi bir şeye... tam anlamıyla... dokunmuyordu.