Tanrı’nın tüm varlıklar üstündeki etkisini bir düşünün!
Yaratma, yok etme, aynı anda her yerde olma, ilksizlik ve
sonsuzluk, sonsuz erk fikirleri, tanrısal nitelikler fikri; tüm bu
fikirleri oldukları kadar karışık ve anlaşılmaz görmek az
sayıda insana vergidir; hiçbir şey anlamadığı için halkın
gözünde hiçbir karanlık yanı olmayan bu fikirler, tüm
güçleriyle, yani tüm anlaşılmazlıklarıyla, henüz duyuların ilk
etkileri içinde olan ve yalnızca dokundukları şeyleri anlayan
genç beyinlerde kendilerini nasıl göstereceklerdir?
Sonsuzluğun tüm uçurumlarının çevremizi sarması boşunadır;
bir çocuk bunlardan korkmaz; zayıf gözleri bunların
derinliğini ölçmesini bilemez. Çocuklara göre her şey
sonsuzdur; onlar hiçbir şeye sınır koymazlar; ölçüyü çok uzun
tuttuklarından değil, anlama güçleri kısa olduğundan. Hatta
sonsuzu, bildikleri boyutların ötesinden çok berisinde
gördüklerini de fark ettim.
Duyularımız bilgilerimizin ilk araçlarıdır. Maddesel ve
algılanabilir varlıklar, haklarında hemen bir fikir sahibi
olduğumuz tek varlıklardır. Felsefeyle uğraşmamış bir kimse
için ruh sözcüğünün hiçbir anlamı yoktur.
Avutmalarınız belki onun için unutamayacağı kadar önemli
birer ders de olabilir. Sözgelimi ona,
“Binlerce kişi aynı
yanlışı yapıyor” demekle onu aldatırsınız; ona acır gibi
görünerek yanlışını düzeltmiş olursunuz: Çünkü kendisinin
başkalarından daha değerli olduğunu sanan kişi için, onları
örnek alarak kendini avutması çok onur kırıcı bir özürdür. Bu,
onun en çok ileri sürebileceği şey olarak, onların kendisinden
daha değerli olmadıklarını düşünmesi demektir.
Çocukların genç cesaretlerini kırmak şöyle dursun, ruhlarını
yüceltmek için hiçbir şeyi esirgemeyin; size erişmeleri için
onlarla kendinizi eşit yapın; henüz sizin düzeyinize
yükselemiyorlarsa, siz utanç, tedirginlik duymadan onların
düzeyine inin. Şerefinizin artık sizin değil, öğrencinizin
içinde olduğunu düşünün, düzeltmek üzere yanlışlarını
paylaşın. Utancını siz üstlenerek yok edin: Ordusunun
kaçtığını gören, ama onu yeniden bir araya getiremeyince,
askerlerinin başına geçip, Onlar kaçmıyorlar, komutanlarını
izliyorlar, diye bağıran o cesur Romalı general gibi yapın. O
bu yüzden şerefini lekelemiş midir? Tam tersine, böylece,
şanını feda etmiş, ama artırmıştır