"İnsan, umursamadığı her şeyin galibidir."
Alıntı
Daedalus, aslında Dadaloğlu'dur. ''SOCRATES: Your statements, Euthyphro, seem to belong to my ancestor, Daedalus.'' Platon'un, Euthyphro diyaloğunda da geçtiği gibi, Sokrat aslında yörük olduğunu yani Türk olduğunu bu şekilde itiraf eder. Şeyh Pir'den sonraki en büyük keşfimiz budur. Herkese hayırlı uğurlu olsun.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
gözümüzdeki çöplere bir bakış
Platon'un Euthyphron diyalogunda Sokrates, gençleri yoldan çıkardığı şeklindeki suçlamaya karşı kendini savunacağı mahkemenin önünde Euthyphron ile karşılaşır. Euthyphron'un mahkemede ne işi vardı? Euthyphron, kendi babası aleyhine, topraklarında çalışan bir göçmen işçiyi öldürdüğü için dava açmaya geldiğini anlatır. (Antik Atina'da savcılık makamı bulunmuyordu. Tüm davalar gerçek kişiler tarafından açılır, bu yüzden genellikle kimsesizlerin hakları aranmazdı.) Sokra­tes ona, kendi babasına dava açarak tanrılara karşı gelmekten rahatsızlık duyup duymadığını sorar. Euthyphron ise nelerin dine uygun, nelerin aykırı olduğunu gayet iyi bildiğini ileri sürer. Sokrates ondan bu değerli bilgiyi kendisine de aktarma­sını rica edince Euthyphron büyük bir özgüvenle şöyle cevap verir: "Dindarlık benim şu anda yaptığım gibi davranmaktır." Sokrates onu daha fazla sorguladıkça, Euthyphron'un kendi eylemlerini savunmak amacıyla yararlanmaya çalıştığı kav­ram hakkında aslında pek az şey bildiğini görürüz. Euthyphron kısa süre içinde çelişkiler içinde kalır, okur da onun eylemlerinin temelinin gerçekten de sallantılı olduğunu çok geçmeden fark eder. Lakhes ve Nikias Atina ordusunun en ünlü iki komuta­nıdır. İkisi de savaşta gösterdikleri beceri ve cesaretle tanın­mışlardır. Ama Lakhes diyalogunda Sokrates onları cesaretin ne olduğu konusunda sorguladığında Euthyphro'dan daha iyi bir iş çıkaramazlar. Bu konuları enine boyuna düşünmemiş­lerdir ve gerçek cesaret ile pervasız gözüpekliği bile tutarlı biçimde birbirinden ayıramazlar. Sonunda gerçek cesaretin, nelerin uğruna savaşmaya değer olduğu ve nelerin böyle ol­madığı hakkında bilgi sahibi olmayı gerektirdiğini kabul ederler - ama onların kendi mesleklerine dair kavrayışlarında böy­le bir bilginin bulunmadığı açıkça görülür. Bu önemli
İdam üzerine düşünürken Sokrates'in savunması kitabı aklıma geldi ve şöyle bir yazıyla karşılaştım... Ahlak felsefesi derslerinin belki de ilk okulda verilmeye baslaması gerekir?.. Sokrates, zamanın en ünlü şehri Atina’nın altın çağı döneminin ortasında, M.Ö. 470 yılı civarında doğdu ve Atina’nın en büyük zaferlerinden acı sonuna kadar olan tüm sürece tanıklık etti. Atina önderliğindeki Yunan şehir devletlerinin, zamanın en güçlü imparatorluklarından olan Pers İmparatorluğu’nun istilasını geri püskürtmesinden 10 yıl sonra dünyaya geldi. O zamanlarda Atina sadece büyük bir deniz gücü ve ticaret noktası değil, aynı zamanda dünyanın gördüğü siyasi ve kültürel deneyimin en büyüleyici merkeziydi. Atinalılar kendileri için icat ettikleri bir hükumet biçimi olan demokrasi altında yaşıyorlardı. Atinalı demokrasisi bizimki gibi değildi. Zengin ve canlıydı. Hiç kimse bir diğerini temsil etmiyordu; her bir erkek vatandaş, kamusal sorunlar hakkında tam ve doğrudan oy hakkına sahipti. Avukatlar yoktu; her bir vatandaşın diğerine dava açma hakkı vardı ve herkes kendi savunmasından sorumluydu. Düzeni sağlamak, jüri kararlarını değerlendirmek veya kanunları yorumlamak için bir yargıç yoktu. Amerika’daki hiçbir Vahşi Batı şehri, ne Dodge ne de Tucson, hiçbir zaman 5. yüzyıl Atina’sından daha fazla siyasi kargaşa içinde olmamıştı. Şehir, işlevselliği ve gelişimi dışında o zamana kadar görülmemiş bir kültürel filizlenme de ortaya koymuştu. Antik Tiyatro, trajik olsun komik olsun, burada doğmuş ve Sokrates’in yaşamı boyunca zirveye ulaşmıştı. O zamana kadar yasaklı konuların olmadığı ve hiçbir sansürün uygulanmadığı daha özgür, cesur veya yaratıcı bir tiyatro görülmemişti. Yunan klasik resim ve heykelciliği de Atina’da yükselişteydi. Eserler Yunanistan’ın geri kalanına bir model