İdam üzerine düşünürken Sokrates'in savunması kitabı aklıma geldi ve şöyle bir yazıyla karşılaştım... Ahlak felsefesi derslerinin belki de ilk okulda verilmeye baslaması gerekir?..
Sokrates, zamanın en ünlü şehri Atina’nın altın çağı döneminin ortasında, M.Ö. 470 yılı civarında doğdu ve Atina’nın en büyük zaferlerinden acı sonuna kadar olan tüm sürece tanıklık etti. Atina önderliğindeki Yunan şehir devletlerinin, zamanın en güçlü imparatorluklarından olan Pers İmparatorluğu’nun istilasını geri püskürtmesinden 10 yıl sonra dünyaya geldi. O zamanlarda Atina sadece büyük bir deniz gücü ve ticaret noktası değil, aynı zamanda dünyanın gördüğü siyasi ve kültürel deneyimin en büyüleyici merkeziydi.
Atinalılar kendileri için icat ettikleri bir hükumet biçimi olan demokrasi altında yaşıyorlardı. Atinalı demokrasisi bizimki gibi değildi. Zengin ve canlıydı. Hiç kimse bir diğerini temsil etmiyordu; her bir erkek vatandaş, kamusal sorunlar hakkında tam ve doğrudan oy hakkına sahipti. Avukatlar yoktu; her bir vatandaşın diğerine dava açma hakkı vardı ve herkes kendi savunmasından sorumluydu. Düzeni sağlamak, jüri kararlarını değerlendirmek veya kanunları yorumlamak için bir yargıç yoktu.
Amerika’daki hiçbir Vahşi Batı şehri, ne Dodge ne de Tucson, hiçbir zaman 5. yüzyıl Atina’sından daha fazla siyasi kargaşa içinde olmamıştı. Şehir, işlevselliği ve gelişimi dışında o zamana kadar görülmemiş bir kültürel filizlenme de ortaya koymuştu. Antik Tiyatro, trajik olsun komik olsun, burada doğmuş ve Sokrates’in yaşamı boyunca zirveye ulaşmıştı. O zamana kadar yasaklı konuların olmadığı ve hiçbir sansürün uygulanmadığı daha özgür, cesur veya yaratıcı bir tiyatro görülmemişti. Yunan klasik resim ve heykelciliği de Atina’da yükselişteydi. Eserler Yunanistan’ın geri kalanına bir model