Durup durup neden diye soruyordum kendime. Neden? Beni neden sevmiyor? Sevmiyor madem, neden çekip gitmiyor?
Kafamın içinde milyon tane nedenle, çok geceyi sabah ettim gözümü bile yummadan...
Derken, onun bu halini kabullenip, zehirli “neden” sorularını kendime yöneltmeye başladım. Sen neden bırakıp gitmiyorsun peki? Değer mi bütün bunlara? Neydi onda bulup başka hiç kimsede bulamadığın, seni görünmez zincirlerle kendine bağlayan şey?
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Pazar sabahları kahvaltıdan önce tarifsiz mutluluğumla bahçemize geleceğini umduğum kuşlara tezgahımızın üstüne tırmanarak ulaşabildiğim bulgur kavanozundan küçük ellerimle kocaman bir avuç bulgur aldığımı düşünerek sevinen ve bulgurları nihayet bahçeye attığımdaki gözlerimdeki heyecanlı bekleyiş ifadesini bana geri getiremeyecek olan düzene bir hayli kırgınım.
“Susun! Çünkü bana söyleyeceğiniz her şeyi ya daha önce birileri söyledi ya da bir yerlerde okudum. Nasihat kafa karışıklığına iyi gelir; merhamet acıya, şefkat öfkeye... Ve ben o kadar çok şey görüp geçirdim ki ne nasihate ihtiyacım var artık ne merhamete ne de şefkate. Çünkü tahammülüm kalmadı artık. Çünkü hiçbiri gerçek değil. Gerçek olan tek şey var; şu an burda olmak zorunda olduğum için olmak istediğim yerde olamıyorum ve bir gün burada olmak zorunda kalmadığımda olmak istediğim yerde olacağım. Bedenimle ya da ruhumla. Bilmiyorum. Bir gün olacak ama bu. Anlayabiliyorsanız bunu içinizden siz anlayın. Anlamıyorsanız da susun...”
Kitap okurken senin sevebileceğin yerlerin altını çiziyorum, radyoda sevdiğin şarkılar çaldığında ben sevmesem de koşulsuz bir saygıyla sonuna kadar dinliyorum ve annemle günde en az bir kez senden konuşuyoruz...