Hayatımızın esrarlı mermer kitlesini biz istediğimiz kadar en güzel şekli vererek yontmaya çalışalım, kaderin siyah damarı mutlaka bir yerden kendini gösterir.
İbni Haldun, benim en çok takdir dediğim düşünürlerden biridir. Benzersiz bir zekaya sahiptir ve anlatımı ve dili oldukça akıcıdır. Şahsen ben Mukaddime'yi okudukça hem keyif aldım hem de İbni Haldun'un olaylara bakış açısına hayran kaldım.
'Mukaddime' kelimesi Arapça'da önsöz anlamına gelir. İbni Haldun, bu eseri 7 ciltlik İber Tarihi adlı eserine önsöz olarak kaleme almış. Fakat bu önsöz asıl eserin kat be kat önüne geçmiştir. Bunun ilk nedeni olarak şunu söyleyebilirim: İbni Haldun'a kadar yapılan devlet çözümlemeleri felsefe üzerinden yapılırken İbni Haldun bunu ilk kez tarihi kullanarak yapmıştır. İkinci olarak da sosyolojik olarak toplumu ele alan en eski yapıt olmasını söyleyebilirim.
Kitapta şöyle bir gözlemi var: Mülk devletlerinin ömrünün 3 nesil yani 120 yıl olduğunu söyler. Her bir nesile 40 yıllık bir ömür biçer. Bunun nedeni ise yaşadığı dönemdeki insanların ortalama yaşam sürelerinin 40 yıl olmasıdır.
Bir mülk devlerinin kurulmasındaki ilk aşamanın kabile olduğunu söyler ve bu kabiledeki akrabalık bağının- bu bağa kendisi asabiyet der- kabilenin büyümesinin en önemli koşulu olduğunu dile getirir. Ama her kabilenin devlet olabileceğini kabul etmez. Sadece en zor koşullarda yaşayan, en kısıtlı imkanlara sahip kabileler devlet kurabilirler. Örneğin Osmanoğulları gibi. Osmanoğulları tam olarak Bizans'ın dibinde kuruluyor ve hiçbir hata yapma lüksü yok.
Avrupa uygarlığından köleliğin kalktığı söylenir. Yanlıştır bu. Hep var o, ama yükünü artık sadece kadın çekiyor ve adı da fuhuş oluyor.
Evet, bu köleliğin yükü artık sadece kadının
üzerindedir; yani zarafetin, zaafın, güzelliğin,
analığın üzerinde... Erkek için küçük bir yüz
karası değildir bu.