Kaçak avcı ormanda, kaçakçı dağda ya
da denizde yaşar. Şehirlerse gaddar insanlar
yetiştirir, çünkü insanları fesada uğratır. Dağ,
deniz, orman insanları vahşileştirir; yabaniliği
geliştirir, ama bunu yaparken çoğu zaman
insanlığı yok etmez.
Ruhlarımız nişan tahtaları gibi delik deşik edilmişti. Uğramadığımız iftira, çekmediğimiz acı kalmamıştı. Bir tuhaf çalışmaydı bizim çalışmalarımız. Daha çok yararlı olalım diye çırpınıyorduk da milli eğitim müdürümüz "Bırak yahu, sana ne" diyordu. Valimiz, "Bırak" diye önümüze geçiyordu. Deyin ki, omuzlarımızda hep birlikte uzun bir ağaç götürüyorduk. çoğu
eğilmişti yere. Bize de eğilin diyorlardı. Ama yükümüz yere düşecekti, nasıl işti bu?
Elektriksiz köy, susuz kır, işlenmenıiş kafa, yontulmamış gönül kalmayacaktı. Bu ülke, baştan başa aydın insanların, çalışkan insanların ülkesi olacaktı. O zaman, Atatürk'ün özlediği "Çagdaş uygarlığın üstüne çıkmış Türkiye" kurulacaktı. Ama gericilerin ağır bastığı yerde, hangi iyi niyet toza dumana karışmamıştır? Hangi ışıklar söndürülmeye çalışılmıştır?