Günümüzde ara sıra tartışma konusu olan ve tartışmanın odağında 'Köy Enstitüleri neden kapatıldı, kapatılmasaydı eğer kırsal kesimdeki insanların sosyo-ekonomik durumlarını artı olarak etkiler miydi, kapatılması sürecinde toprak sahibi ağaların etkisi var mıydı?' gibi sorular olan köy enstitülerine dair güzel bir kitap olduğunu söyleyebilirim.
Doğup büyüdüğü köyden ve daha 7-8 gibi küçük bir yaşta ailesinden ayrılarak Hasanoğlan'a okumaya giden Talip Apaydın'ın Köy Enstitüleri ile ilgili anılarını anlattığı bu kitap mutlaka okunmalı.
Köy Enstitülerinin sadece okuma-yazmayı değil gerçek anlamda hayatı öğrettiği; matematik, fen, dil bilgisi gibi derslerin yanında marangozluk, terzilik, sıvacılık, kalıpcılık gibi alanlarda mesleki eğitim de verdiğini görüyoruz.
Köy Enstitülerinde eğitim görenlerin ise tek bir gayesi var, o da okulu bitirip köylerine döndüklerinde hemşehrilerini uyandırarak o zamana kadar her bakımdan geri kalmış memleketlerini yükseltmek.
Ben okurken keyif aldım ama bazı yerlerde 'gerici bir kafaya sahip' insanların sırf kendi menfaatleri için sırf kendi itibarlari için köylerin gelişmemesi için ve dolaylı olarak ülkenin geri kalmasına sebep olmalarıyla moralim bozuldu.
Fakat benim moralimi bozan olay ise şu: bundan 70-80 yıl önce insanların herhangi bir konuyu kendi akıl süzgeçlerinden geçirmeyip başkasının fikrinin kendi fikirleriymiş gibi kabul etmeleriydi. Ve bu durumun şuan da devam etmesi. Köy Enstitüsü YıllarıTalip Apaydın
Unutmayın ki, kentlerin surları köy evlerinin yıkıntılarıyla yapılır. Başkentte yükselen her sarayı gördükçe, bütün bir ülkenin yıkıntıya çevrildiğini görüyormuşum gibi gelir bana.
Sayfa 88 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Beynin son derece şiddetli çalıştığı, ama yine
de korkunç derecede sakin olduğu anlar vardır. Bu sırada hayaller o kadar derindir ki gerçeği
yutar, insan, karşısındaki nesneleri görmez olur ve zihnindeki şekilleri kendi dışındaymış gibi algılar.