Özlem kimseye anlatamayacağım bir genişlik ve biçimdeydi, onu neredeyse bir hırka gibi giymiştim üstüme, hücrelerime dek hissettiğim tek başınalık duygusu her neyle uğraşırsam uğraşayım bir yerden kafasını uzatıp kendisini habire hatırlatıyordu bana.
Ne kadar güçlüydü çocukluğumuzdan yadigâr kalan bağlanma ilişkilerimiz. Nasıl işliyordu iliklerimize dek tüm o kalıplar, inançlar.
Öyle ki sadece gözlükleri değiştirmek yetmiyordu. Beynin her bir katmanını tuğlalarından sökmek gibiydi değişim. Anestezi almadan ameliyat olmak gibi. İstediğin kadar bilgiyle doldur, başkalarının
tecrübelerini dinle, yardımcı olmuyordu. Bu ameliyat, acısını hissetmen gerekenlerden. Ve elindeki tek araç cesaret; ilişkiye girme ve içinde kalma cesareti.