Van’daki ikameti esnasında, âlem-i İslamın vaziyetini bir derece öğrenmiş bulunuyordu. Bir gün Tahir Paşa, bir gazetede şu müdhiş haberi ona göstermişti. Haber şu idi:
İngiliz Meclis-i Meb’usanında Müstemlekât Nâzırı (Sömürgeler Bakanı Gladstone) elinde Kur’an-ı Kerim’i göstererek söylediği bir nutukta:
Bu Kur’an, İslamların elinde bulundukça biz onlara hâkim olamayız. Ne yapıp yapmalıyız, bu Kur’anı onların elinden kaldırmalıyız; yahut Müslümanları Kur’andan soğutmalıyız, diye hitabede bulunmuş.
İşte bu müdhiş haber, onda tarifin fevkinde bir tesir uyandırmıştı. İstidadı şimşek gibi alevli, duyguları ve bütün letaifi uyanık ve ilim, irfan, ihlas, cesaret ve şecaat gibi harika inayet ve seciyelere mazhar olan Bediüzzaman’ın, bu havadis üzerine:
“Kur’anın sönmez ve söndürülmez manevi bir güneş hükmünde olduğunu, ben dünyaya isbat edeceğim ve göstereceğim!”
diye kuvvetli bir niyet ruhunda uyanır ve bu saikle çalışır.
Sayfa 51 - Envar Neşriyat (Metindeki parantez içindeki kısım tarafımca eklenmiştir.)
Bir köy muhtarsız olmaz. Bir iğne ustasız olmaz; sahipsiz olamaz. Bir harf kâtipsiz olamaz, biliyorsun. Nasıl oluyor ki: Nihayet derecede muntazam şu memleket Hâkimsiz olur?
"Madem bir harf, kâtibini göstermeksizin olmaz. San’atlı bir nakış, nakkaşını bildirmemek olmaz. Nasıl olur ki, bir harfte koca bir kitabı yazan, bir nakışta bin nakşı nakşeden nakkaş, kendi kitabıyla ve nakşıyla bilinmesin?" ☘︎
Elhasıl: Ahiret gibi, dünya saadeti dahi, ibadette ve Allah’a asker olmaktadır. Öyle ise, biz daima: الحمد لله علی الطا عت والتو فیقdemeliyiz. Ve Müslüman olduğumuza şükretmeliyiz.
Biz Müslümanlar olarak 19. ,20. ve 21.yüzyılda kendi değerlerimizi oluşturamadık. Güçlü olan haklıdır mottosunu farkında olmadan benimsemedik. Bilinçaltımız Batı’nın değerleriyle çöplük olmuş. En iyisi onlar, onlara özenmek en büyük hedef olmuş. Zihnimizi işgal etmişler. Önce zihin işgaline son vermemiz gerek.