poe.

Puan vermedi·224 syf.··
2025 22. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 06 Nisan 2025 17:50
Karşılaştığımız, yanımızdan geçip giden, dışarıdan bakıp imrendiğimiz herkesin bir hikâyesi var. Ve bu hikâyeler sandığımız gibi öyle pek de güzel denen türden değil. Kitap 5 kişinin hayatını konu ediniyor. Tek tek hepsinin hayatına konuk oluyoruz ama bu hayatlar ne tamamen birbirinden bağımsız ne de iç içe. Birbirlerinin sayesinde birçok şeyle tanışıyorlar ama birbirleriyle de hiç tanışamıyorlar. Belki bir yerlerde denk geliyorlar ama birbirlerinin hayatında açtıkları güzelliklerden, iyileştirdiklerinden bihaberler. Her hikâye aslında bir parça bizden. Her cümlede kendi hayatımızı buluyoruz. Kendi beklentilerimiz, kendi arayışlarımız, kendi vazgeçişlerimiz, cesaretsizliğimiz.. Bambaşka olmasını istediklerimiz, oldurmaya güç yettiremediklerimiz. Bazıları işsiz, bazıları olduğu konumunu beğenmiyor. Bazıları her şeye geç kaldığını hissediyor, bazıları her şeye yetecek gücü olduğunu düşünüyor... Tüm bunlar biz değil miyiz? Birer parçamız değil mi? Bambaşka hayatlar var kitapta dediğim gibi, tek ortak noktaları ise: Kütüphane ve Kütüphaneci Komaçi Hanım. Komaçi Hanım her gelen okuyucuya farklı bir kitap öneriyor ama bu kitapların hepsinin sonucunda okuyucu kendi bakış açısını değiştiriyor. Olaylara, hayata ve en önemlisi kendisine, bambaşka bir pencereden bakıyor. Ve yeniden ayağa kalkma gücünü, umudunu kazanıyor. Benim tabirimle iyileşiyor. Kitapların iyileştirici gücüne burada da rastlıyoruz. Hep okuyalım: öğrenelim ve iyileşelim. (Spoiler vermemek adına daha fazla ayrıntıya girmek istemiyorum. Mutlaka okumanız gerektiğini düşünüyorum.)
Aradığın Şey Kütüphanede SaklıMichiko Aoyama · Domingo Yayınevi · 20244,713 okunma
Reklam
Puan vermedi·112 syf.··
2025 21. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 23 Mart 2025 03:17
Ben okurken dayanamadım sen yaşarken nasıl dayandın, Firdevs? Firdevs'le Dertleşme: Gerçek hayattaki insanların sanki sen bir hayaletmişsin gibi seni görmemelerinden ne acı duyarsın Firdevs, ama bak şu an dünya seni tanıyor, hikâyeni okuyor ve artık seni görüyor. Belki geç kalındı senin için ama senin sayende artık kimse sırtını çeviremeyecek geride kalan kadınlara. Herkes dönüp bir Firdevs görecek onların gözlerinde ve sana yapamadıkları yardımı yapacaklar... Artık görünüyorsun Firdevs, tüm kadınların simasında. Hikâyeni okurken yaşadıkların o kadar acı doluydu ki kurgu olmasını diledim ama kurgu olmayacak kadar gerçek olduğunu her fark edişimde derinden sarsıldım. Hikâyeni anlatırken şöyle bir cümle kullanmıştın: "Gerçek vahşi ve tehlikelidir." diye. Hikâyeni okurken her seferinde vahşilik sarstı, tehlike ürküttü beni. Yaşadıklarına çok üzülmekle beraber hâlâ seninle aynı hayatı yaşayan kadınların var olabileceği ihtimali beni daha derinden sarsıyor. Umarım bunun için kızmazsın bana. Çünkü senin hikâyende dönüp seni kurtarma şansımız yoktu ama eğer şu an yeryüzünde aynı hayatı yaşayan kadınlar varsa ve biz uzanamıyorsak onlara... vah bize ki ne vah. Kitabın kapağını merak ettim ve araştırdım bir sanatçının tablosuymuş, açık arttırmada satılmış. Bunu duyunca yüreğim burkuldu hayatına konu olan romanın kapağındaki portre bile satılıyor Firdevs, tıpkı hayatın gibi. Acaba hayatında satılmayan daha doğrusu satmadıkları ne kaldı Firdevs? Neden bilmiyorum ama hayat hikâyeni okurken Didem Madak'ın Ah'lar ağacı şiirinde geçen iki mısrayı anımsadım hep. Sanki senin için, senin üzerine yazılmış... "Çocukken şöyle dua ederdim Tanrı’ya: Tanrım bana hiç erimeyen, Kırmızı bir bonbon şekeri yolla. Eski tül perdelerden gelinlik biçerdik Kardeşimle kendimize durmadan, Olmayan
Sıfır Noktasındaki KadınNevâl El-Seddavi · Metis Yayınları · 202526,3bin okunma
Puan vermedi·472 syf.··
2025 20. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 20 Mart 2025 03:17
Kitap, genel olarak sonradan İslam'a geçmiş insanların hikâyelerini konu alıyor. Kendinizi sürekli farklı bir mekanda ama aynı sonuç içerisinde görüyorsunuz. Ayrıca bir de doğuştan müslüman olan kişilerin İslam'ı yanlış yaşayışları, İslam'ı kendi yanlış örf ve adetlerinden ayırt etmeyip bunu çocuklarına, etraflarındaki insanlara dayatmaları üzerinde de durmuş ki özellikle bu kısım çok hoşuma gitti. Çünkü aslında bu yanlış yaşayış ve dayatma günümüzde çok büyük problem teşkil etmekle birlikte aslında İslam bu yanlış davranışlardır algısını oluşturmaktadır. Halbuki gerçek İslam'ın hem yaşamı kısıtlamadığı hem bilimden ayrı düşmediği yadsınamayacak bir gerçek. Kitaptaki bir diğer güzel husus ise hayat hikâyeleri anlatılan şahısların yaşadıkları dönemlerdeki kültürlerinin, akımlarının, bakış açılarını oluşturan ortamın da anlatılması. Bu bağlamda hem çok güzel bilgilendirmeler yer alıyor hem de aynı zamanda aslında hayatı anlatılan şahsiyetlerin geçtikleri süreçleri gözlemleme fırsatı doğuyor bu da onları objektif bir şekilde değerlendirme ihtiyacını doğurtuyor. Örneğin kadın tacirliği yapan birinin hikâyesini okuduğunuzda bunun ne kadar yanlış olduğunu biliyorsunuz, kavrıyorsunuz ama kişinin yaşadığı şartları ve yaşadığı döneme baktığınızda onu yargılamanın ötesinde, oradan çıkıp hayatını düzene koymasına şaşırıp takdir ediyorsunuz. Kitaplarda farklı karakterler farklı kişilikler okusak da yine de tek bir kişinin kaleminden çıktığı için bazen pek de etkili olmuyor üzerimizde ama bu kitapta yazar tek bir kişi dahi olsa da gerçek yaşanan hikâyelerdeki her bir kişi farklı bir birey olduğu için farklı deneyimler farklı kişilikler okuyoruz. Bu da kültürel olarak daha fazla kazanım elde etmemizi sağlıyor Kitap bir çok güzel alıntı ve mesaj içeriyor fakat bir tanesi var ki
ve Allah Kalpleri DöndürürMichael Sugich · Ketebe Yayınevi · 0215 okunma
Puan vermedi·128 syf.··
2025 19. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 11 Mart 2025 01:23
Çocuk, Köstebek, Tilki, ve At; dostluk, sevgi, kendine değer verme, hayat... üzerine yazılmış bir eser. O kadar güzel farkındalıklar, bakış açıları var ki hemen hemen her cümle altını çizdiriyor. Hatta bir ara ben "Kitabın hepsini mi çizdim ya" demeden edemedim. Şüphesiz her cümlenin, karşılaştıkları her durumun tasviri kıymetli fakat bir yer vardı ki uzun süre tesirinde kaldım. Şöyle ki; kahramanlarımız bir su kenarındalar ve Çocuk kahramanımız suda yüzen kuğuları göstererek, "Nasıl böyle sakin ve mükemmel görünebiliyorlar?" der. Bunun üzerine diğer bir kahramanımız olan At, "Altta deli gibi ayak çırpıyorlar," der. Biz de böyle değil miyiz? Başkalarının mücadelelerini, çırpınışlarını, emeklerini görmeden sadece sonuca odaklanıyoruz. O sonuca baktıkça da bazen kıskanıyoruz, bazen imreniyoruz... Tüm bunları yaparken de yani başkalarının mücadelelerini görmeden vardıkları güzel sonuçları görürken kendimizden uzaklaşıyor, sürekli kendimizi eleştiriyor, onlar gibi güzele ulaşamadığımızı düşünüp başarısız olduğumuz sonucuna varıyoruz oysa ne demişti Köstebek kahramanımız: "Kendine iyi davranmak, yapabileceğin en büyük iyiliklerden biri." Sahiden de öyle önce kendimize iyi davranıp kendimizin farkına varacaktık ki hem kendi çırpınışlarımızı sevebilelim hem de başkalarının çırpınışlarını görebilelim. Kahramanlarımızdan en suskun olanı Tilki fakat onun da şöyle bir düşüncesi var bu konuya dair; "Doğrusunu söylemek gerekirse, çoğu zaman söyleyecek ilginç bir şeyim olmadığını hissediyorum." Sahiden de bazen bizde de böyle olmuyor mu? Yani bir toplumda öylece otururken sadece dinleme ihtiyacı duymuyor muyuz? Susmak sadece konuşulanları dinlemek, en büyük ihtiyacımız olmuyor mu? Fakat yine de bu ihtiyaca karşılık kendimizi konuşmak zorunda hissediyoruz. Sanki konuşmasak
Çocuk, Köstebek, Tilki ve AtCharlie Mackesy · Mundi Yayınevi · 20215,7bin okunma
Puan vermedi·188 syf.··
2025 9. kitabı
·
9 saatte okudu
·
Okunma: 08 Şubat 2025 03:45
Birkaç yıl önce 10 yaşındaki mülteci bir Afgan kızın haberine denk gelmiştim: Ailesiyle birlikte Midilli'ye geçmeye çalışıyorlardı maalesef ki bunun yolu botla geçmekti. Çok tehlikeliydi, batma ihtimali vardı ve bu yüzden ağırlık yapmasın diye 10 yaşındaki kızın pembe tokasıyla birlikte örgülü saçı kesilmişti. o pembe tokalı saç örgüsünü gördüğümde o kadar çok ağlamıştım ki... Savaşın, mülteciliğin, soykırımın... en ağır yükünün hep kadınlar ve çocuklar üzerinde olması ve bunu hatırlatacak olayların gittikçe çoğalması ne kadar çok üzücü. O Afgan kız çocuğu da bu çocuklardan biriydi... Üstelik kız çocuğuydu. Şu an nerede ne yapıyor bilmiyorum ama umarım çok mutludur ve ardında bıraktığı saçlardan çok daha güzel saçlara sahip olmuştur. Bu kitabın ismini ilk gördüğümde aklıma direkt bu hikâyede bahsettiğim Afgan kız çocuğu geldi. Onunla birebir de olmasa benzer bir hikaye yaşamış kadınların olacağını düşünmüştüm çünkü saçlarından vazgeçmek zorunda kalan kadınlar her zaman vardır: hikâyelerde, masallarda, romanlarda ve hatta gerçek hayatlarda bile. Bundan dolayıdır ki beni kendine çekti. Kitabın hikâyesine gelecek olursak çok farklı yerlerde, bambaşka hayatlarda yaşayan üç kadının hikâyesini ele alıyor. Üçününde mücadelesi bambaşka... Biri belki de dışarıdan bakıp imrenilecek hayat birininki tiksinilecek bir hayat bir diğerininki de bir yerlere kondurulamayacak bir hayat ama üçünün de ortak bir yanı var: mücadele. Aileyle, çevreyle, kendini kabullendirmeyle, ataerkil toplumların onlara yüklediği anlamlardan sıyrılmayla, kendilerine biçilen kılıftan kurtulmaya çalışmayla; mücadele. Ve tüm bu mücadelelerin içinde birbirlerini tanımadan, birleşen mücadelelerinin ve birbirlerine destek olmalarının muazzam hikâyesi. Kitabı okurken defalarca durup kendi kendime düşündüm; ben
Saç ÖrgüsüLaetitia Colombani · Yan Pasaj Yayınevi · 202017,6bin okunma
Reklam