Çocuk, Köstebek, Tilki, ve At; dostluk, sevgi, kendine değer verme, hayat... üzerine yazılmış bir eser. O kadar güzel farkındalıklar, bakış açıları var ki hemen hemen her cümle altını çizdiriyor. Hatta bir ara ben "Kitabın hepsini mi çizdim ya" demeden edemedim.
Şüphesiz her cümlenin, karşılaştıkları her durumun tasviri kıymetli fakat bir yer vardı ki uzun süre tesirinde kaldım.
Şöyle ki; kahramanlarımız bir su kenarındalar ve Çocuk kahramanımız suda yüzen kuğuları göstererek, "Nasıl böyle sakin ve mükemmel görünebiliyorlar?" der. Bunun üzerine diğer bir kahramanımız olan At, "Altta deli gibi ayak çırpıyorlar," der.
Biz de böyle değil miyiz? Başkalarının mücadelelerini, çırpınışlarını, emeklerini görmeden sadece sonuca odaklanıyoruz. O sonuca baktıkça da bazen kıskanıyoruz, bazen imreniyoruz... Tüm bunları yaparken de yani başkalarının mücadelelerini görmeden vardıkları güzel sonuçları görürken kendimizden uzaklaşıyor, sürekli kendimizi eleştiriyor, onlar gibi güzele ulaşamadığımızı düşünüp başarısız olduğumuz sonucuna varıyoruz oysa ne demişti Köstebek kahramanımız: "Kendine iyi davranmak, yapabileceğin en büyük iyiliklerden biri." Sahiden de öyle önce kendimize iyi davranıp kendimizin farkına varacaktık ki hem kendi çırpınışlarımızı sevebilelim hem de başkalarının çırpınışlarını görebilelim.
Kahramanlarımızdan en suskun olanı Tilki fakat onun da şöyle bir düşüncesi var bu konuya dair; "Doğrusunu söylemek gerekirse, çoğu zaman söyleyecek ilginç bir şeyim olmadığını hissediyorum." Sahiden de bazen bizde de böyle olmuyor mu? Yani bir toplumda öylece otururken sadece dinleme ihtiyacı duymuyor muyuz? Susmak sadece konuşulanları dinlemek, en büyük ihtiyacımız olmuyor mu? Fakat yine de bu ihtiyaca karşılık kendimizi konuşmak zorunda hissediyoruz. Sanki konuşmasak