Ben, toprağı bol olsun Bilge Karasu ve sevgili Tomris Uyar dostlarım gibi bir kedisever değilim. Ama kedi ya da köpek, çaresiz bir yaratık, nerde karşılaşırsam karşılaşayım elimi kolumu bağlar.
Orman.
Kırmızı Şapkalı Kız yürüyor.
Kolunda, sıcak çörek, haşlanmış yumurta, kuru köfte dolu sepet.
Çok uzakta bir kulübe.
Kulübede torununu bekleyen büyükanne.
Kurt kurnaz. Tatlı dilli. Travesti.
Kız, küçük, saf.
Travesti aç kurt, kızı yalayıp yuttu. Öylesine bir iştahla yaptı ki bunu, derin bir uyku kaçınılmaz oldu.
Akraba yazarları yan yana koyardım. Örneğin, Marx' ın yanına He gel' i, Engels'i; Marquis de Sade'ın yanına Nietzsche'yi, Lautreamont, Rimbaud ve Jean Genet'yi. Bfanchot ile Bataille' ı birbirinden ayırmazdım. Beckett ile Kafka'ya yanyana yer verirdim. Orhan Veli ile Melih Cevdet ve Oktay Rifat'ı yan yana koyduğumda rahat ettiklerini düşünürdüm. Nazım'ın yanına da, bir başkasını koyamazdım.
Onlar yalnız, kitapları, kitaplıkları değil, insanları da yaktıar. En değerli kitapları. En değerli resimleri. Onlar erişemeyecekleri ne varsa onları yakıp yıktılar. Onların kitaplıkları yoktu. Onların müzeleri yoktu. Onların lanet olası cehennemleri vardı.