Hiç kuşkusuz sakat ve yaralı bir insansın, ta baştan beri içinde yara taşıyan birisin (yoksa ne diye bütün ömrünü sayfaların üzerine o yaranın kanını akıtırcasına sözcükler dökerek geçiresin?)
Çünkü her çizgi iyileşmiş bir yaranın izi ve her yara dünya ile beklenmedik bir çarpışmada, yani bir kaza yüzünden ya da kazanın tanımı "olmaması gereken bir şey" olduğuna göre olmaması gereken bir şey yüzünden olmuş. Olması mutlak olan olaylara karşı beklenmeyen olaylar; bu sabah aynaya bakarken, önünde sonunda sona ermesi gibi kaçınılmaz bir olay dışında yaşamın baştan sona rastlantılarla, olasılıklarla dolu olduğunu fark ediyorsun.
Kendini bildin bileli Eros'un gönüllü kölesi oldun. Yeniyetmeliğinde aşık olduğun kızlar, yetişkinliğinde aşık olduğun kadınlar, her biri ötekilerden farklı, kimi etine dolgun kimi ince, kimi kısa kimi uzun, kimi kitap kurdu kimi sportmen, kimi içine kapalı kimi dışadönük, kimi Beyaz, kimi Siyah, kimi Asyalı; senin gözünde dış görünüşün hiç önemi olmadı, önemli olan, kadında keşfedeceğin iç parıltı, onu benzersiz kılan kıvılcım, ortaya çıkan kişisel özelliğin ışıltısı; başkaları senin gördüğün güzelliği göremese de onu senin gözüne güzel gösteren işte o ışıktı ve işte o zaman onunla beraber olmak, onun yakınında olmak için yanıp tutuşurdun, çünkü dişi güzellik hiçbir zaman direnemediğin bir şeydi.
Ne de olsa zaman azalıyor. Belki de şimdilik hikayelerini bir yana bırakıp hayatının anımsadığın ilk gününden bugüne kadar bu bedenin içinde yaşamanın nasıl bir duygu olduğunu incelemeye çalışsan iyi olur. Bir duyusal veriler katalogu. Soluk almanın fenomenolojisi denilebilecek bir çalışma.