kayra, bir gün bana "mutsuzluğuna hiçbir çare aramıyorsun" demişti. "ve en büyük acının kendininki olduğunu düşünüyorsun. dünyadan haberi olmayan bütün geri zekalılar gibi. ölmesine çeyrek kalmış, herkesi yaşadığına pişman etmeye çalışan, sağlıklı oldukları için suçluluk duymalarını isteyen hastalıklı, yaşlı bir kadın gibisin."
yalnızlığı kendimi geliştirmenin tek yolu olarak görüyordum. ama çevremde olup biteni kaçırmak ve yanımdan akıp giden hayat nehriyle yüzümü yıkamamak da bana aptalca geliyordu.
ancak onda da benim sahip olmadığım bir rahatlık vardı. yaşamaktan, hayatta olmaktan utanmıyordu. yalan söylemeye ihtiyaç duymuyordu. kıskandığım bir doğallık, hareketlerinden ve sözlerinden akıp çevresine yayılıyordu.