• 72 syf.
    ·1 günde·Puan vermedi
    =Üç=

    William Faulkner'ın tek çocuk kitabı Dilek Ağacı'nın garip bir hikâyesi var.

    Faulkner'ın öyküsü ilk kez 1967 yılında The Saturday Evening Post gazetesinde basılıyor, kitap olarak basılmasından 3 gün önce. Ancak aslında öykü 1927 yılında yazılmış. Faulkner bu öyküyü çocukluk aşkı Estelle Oldham için yazmış. Estelle o dönemde neredeyse on yıldır başka birisiyle evli ve Faulkner sevdiğine kavuşmak istiyor. Olay öyle sonuçlanıyor: Estelle ve Faulkner 1929 yılında evleniyor. Ancak bu olay gerçekleşmeden önce, Faulkner Estelle'in peşinde koşarken amacına hizmet etmesi için bu öyküyü kullanıyor. Estelle'in kızı Victoria Franklin'in kalbini kazanmak amacıyla çocuğun 8.doğum gününde yazdığı öykünün el yazımı kopyasını hediye ediyor. Faulkner aynı zamanda öykünün sadece Victoria'ya ait olduğunu ve onun için yazıldığını tescil de ettiriyor. Kitabın girişinde şu şiiri görüyoruz:

    "VICTORIA'YA


    "....müziği gördüm, duydum
    Ağır, esintiz çanları, türkümde
    Bahar yelinin, bahar kuşunun
    Ölümsüz doğruları.

    Ah, bırak solsun: solacak, solmalıdır;
    Tasalanma, sen sadece düşle,
    O hep genç ve taze kalacak"

    Ancak Faulkner aynı şekilde öyküyü Missisippi Üniversitesi'ndeki eğitmen arkadaşlarından birinin kanser olan kızına da hediye ediyor, tescil olayı tekrar ediyor. Bitmedi ama. Faulkner üniversiteden geri aldığı kitabı bu sefer farklı bir biçimde yeniden yazıyor ve bu sefer yılbaşı hediyesi olarak vaftiz oğlu ve aktris bir arkadaşının kızına hediye ediyor. Hediyeyi alanlar öykünün sadece kendileri için yazıldığını sanıyor.

    Uzmanlar, öykünün farklı el yazımı versiyonlarını inceledikten sonra şu bilgiye ulaşmış: sevdiği kadının kızına verdiği öyküde diğer versiyonlarda olan şu kısım yok:

    ”Ben kimseyle evleneceğimi sanmam artık" dedi yaşlı adam. "Yani mümkün olsaydı, eğer ".

    "Bütün kocalar öyle düşünür" dedi Alice'in kocası." Ama mesele kadınları ikna etmek. Kimseyle evlenmeyeceğim diyen adamın işi bitmiş demektir".

    Estelle'in kızı Victoria seneler sonra öyküyü bastırmak isteyince gerçek ortaya çıkıyor. Telif hakkı sorununun çözülmesi 1964 senesini buluyor. İlk basımda numaralandırılmış 500 kitap var. Kitaptaki çizimler güzel, etkileyici. Şuradan bakabilirsiniz:
    https://getpocket.com/a/read/723511529 . Buraya yazdığım bilgilerin bir çoğu da bu linkte okuduğum yazıdan alındı.

    "Muhtaçlara yardım edersen, bir Dilek Ağacına ihtiyacın olmaz dileklerinin gerçeğe dönüşmesi için."

    Öykünün özü bu cümlede anlatılıyor. Açıkçası etkileyici olduğunu söyleyemeyeceğim bir öykü Dilek Ağacı. Görüldüğü üzere, zaten ,edebiyat uğruna değil, pratik amaçlara hizmet etsin diye yazılmış, ortalığı da karıştırmış. Okunmaması bir şey kaybettirmeyecek, okunması da bir şey kazandırmayacak bir eser. Faulkner'ın yazma, yaratma gücünü anlamamız ya da bunun tadına bakabilmemiz için doğru bir başlangıç kitabı değil. Yine de yazarı mümkün olan ve Türkçede basılan bütün eserleriyle tanımak isteyenler için bir kaynak olduğunu söyleyebiliriz.
  • 100 syf.
    ·1 günde
    ———————————————————————
    İL HALK KÜTÜPHANESİNDEN DİZİSİ - 4
    ———————————————————————

    Uzun zamandır okumak istiyordum.. kitabı değil.. yazarı okumak istiyordum.. kısmet, bu kitaba imiş..

    Geleneksel anlatıdan tamamıyle bağımsız, her yanıyla bir modern anlatım örneği teşkil eden on adet öyküden oluşmaktadır kitap.. bildiğiniz veya anlayabileceğiniz gibi, modern anlatı eserleri çoğu zaman anlaşılmakta güçlük çekilinen eserler olmaktadır.. çünkü biz okuyucular, daha doğrusu insanlar olarak, bir şeyin belli bir başı, bir ortası ve sonu olsun isteriz.. aslen bu, beynin de biraz tembellik hakkı talep etmesinden ve olayları daha az çaba sarf ederek öğrenmek istemesinden de kaynaklıdır.. şimdi kimi zaman da modern anlatıya sahip eserlerin klasik anlatıya sahip bir eserden daha fazla sevildiğini iddia edeceklerimiz de olacaktır.. fakat, bir düşünün.. O eser ile ilgili daha önce ufak da olsa bir bilgi sahibi olduğunuzu veya her ne kadar modern anlatı olarak geçse de çoğu yönden klasik anlatıya kaydığını göreceksiniz.. oysa tamamen modern bir anlatıya sahip ve hakkında pek bilgi sahibi olmadığınız bir eseri anlamakta güçlük çekersiniz.. çünkü bu eser, beyninizin düz mantığını çökertmeye çalışacaktır.. anlamayacaksınız demiyorum kesinlikle!. Güçlük çekeceksiniz diyorum..

    İşte bu eser de -daha önce söylemiştim değil mi- tam bir modern anlatı örneğidir.. Bunun için de başta ben de afalladım doğrusu.. ne oluyor yahu demedim dersem yalan olur.. tabii bunda hiç şüphe yok ki Tomris Uyar'ın yazım diline olan yabancılığımın etkisi de vardır..

    Tomris, önsöz yerine sayabileceğimiz giriş metninde şöyle demektedir:
    " 'Halk masallarının kişileri, belli bir tarih anında, belli bir yerde yaşamış olan bir topluluğun belli fertleri değil de bir padişah, bir tüccar, bir kocakarı gibi yersiz, adsız kişilerdir' diyor, Pertev Naili Boratav.
    Ben bu yersiz ve adsız kişileri, masalın belirlediği serüvenin ormanından, kan, post ve buğu tüten yoldan çekip çağımıza, günümüze getirmek istedim. Dolayısıyla onları birey olarak işledim, yani öykü kişileri olarak. (...)"

    İşte, size kitabı anlamanızda yardımcı olacak en büyük ipucunu yazarın kendisi, Tomris Uyar, eliyle vermektedir.. heyecanlı değil mi?. Masallarda okuduğunuz kişileri kendi çağınızda okumak.. tabii bu karakterler öyle olduğu gibi alınmış algısı yaratabilir bu sözler.. zira bende bu etkiyi yaratmıştı.. ama öyle değil!. Masal karakterlerinin özelliklerini alıp, kendi karakterlerine yedirmiş Tomris.. (Bu da hikayeleri daha net anlamanız için masalları ve karakterleri bilmeniz gerektiği anlamına gelir.. diğer kötü haber ise, bu karakterlerin hangi masallardan alındığını kitabı elinize alıncaya kadar bilemeyeceğiniz..) nasıl mı?. Örnek vereyim hemen..

    Sayfa 34'te geçer bu:
    " 'Hocam, bu tel çerçeveli gözlüğü neden değiştirmiyorsunuz?'
    'Sizleri daha iyi görebilmek için. Hem eski kafalıyımdır ben.'
    'Neden bu kadar çok not alıyorsunuz?'
    'Kendimi daha iyi kavrayabilmek için.' "

    Tanıdınız değil mi hemen?. Kırmızı Başlıklı Kız ile Kurt arasında geçen diyalog geldi mi hatırınıza?. En bilindik örnek bu olduğu için bunu verdim.. Bu yazdıklarım kiminize spoiler gibi gelebilir.. fakat bunlar sadece kitabı daha iyi anlamanız için verilmiş ve kitabın gizinden bir şey eksiltmediği için spoiler sayılmaz..

    İşte, Tomris'in bahsettiği masal karakterlerinin özelliklerini hikaye karakterlerine geçirmek ve hikaye kişileri olarak işlemek böyle olmakta.. Tabii bunun yanı sıra hikayelerin verdiği kendi anlatımı da var.. yani hikaye, sadece bundan oluşmamaktadır.. çünkü hikâyenin karakterleri böyle olsa da, unutmayın ki onlar günümüzde yaşıyorlar.. haliyle de bugünden de örnekler ve kareler teşkil edecek..

    İşte böyle çok yönlü bir hikaye kitabı bu.. kimi an Tomris okumaya bununla başlamamış olsaydım keşke dedim.. kimi an da, iyi ki bununla başladım dedim.. ama kitabın sonunda ne oldu derseniz, bence başka bir eseri ile Tomris okumaya başlayın derim.. diğerlerinin etkisi nasıldır bilemem.. okudukça görecek ve öğreneceğim.. ama okumanızı tavsiye ederim.. okuyun!.

    Keyifli okumalar dilerim..
  • Sen hangi hikayeye karıştığını nereden bileceksin. Bilemezsin. Kimse bilemez.
  • "Düşünsenize!" dedim. "Bizi uzaktan biri görse sisten kaçtığımızı ne bilecek. Hikayesini gördüğü gibi değil, sandığı gibi kuracak. Sonra anlatacak eşine dostuna. Onlar da başkalarına derken, bir de bakmışsın biz ejderhaya dönüşmüşüz.
  • Kriz zamanlarında genelde sesli düşünülür.
  • Bakmayın görünmediğine, hüznün elbisesi, doğar doğmaz öyle büyülü bir biçimde biçilmiş ki üzerimize artık ne zaman giysek cuk oturuyor, hem de daha az önce çıkarmış gibi.