Üzülmemi istemiyordu. İkimiz de ötekinin üzülmesini istemiyorduk. Ama ben artık böyle devam edemezdim. Bu iş hiç iyiye gitmiyordu ve sonunda onu çok daha fazla üzmek vardı. Buna katlanamazdım ve bir yerden dönmeliydim.
Artık geri dönmeliydim.
Onu üzmek istemiyordum. Hiçbir yabancıyı üzmek istemiyordum. Onları tanımıyordum ve belki de tam da bu sebepten, benim için çok değerliydiler. Böyleydim işte ben. Yakınımdakileri gönlümün dilediği gibi üzüyor, ama bir yabancıyı üzme fikrinden oldum olası dehşete kapılıyordum.
İlk yakıcı günahlarımızı, şefkatin şehvetle henüz yer değiştirmemiş olmasının tenimize verdiği o billur tazeliği, çocukluğumuzun bizi hızla terk etmesinin getirdiği o büyük acıyı unuttuğumuz gibi unuttuk onu.
Hafızamızın korkulan dallarının arasına, kendi puslu ve karanlık ormanlarımızın en derinine gömerek unuttuk.
Onu göreceğim zaman içimde vahşi bir şey uyanıyor. O kadar özlememe rağmen canını yakmak istiyorum. Bir bakışımla, bir sözümle damarına basmak, yaralamak istiyorum. Ama tüm bunları yapmak yerine, onu görür görmez kilitleniyor, ne yapacağımı bilemiyorum.