Her gün köydeki hastalari sabahlari muayene ettikten sonra hastane koridorlarında başıboş dolaşırken sekreterlerden birine denk geldim. Yanında babacan mütevazı biriyle ayak üstü konuşuyorlardı. Sekreter beni görüp selam verdi ve yanındaki beyi tanıttı. Sebrî Vûral 'dı. Köyleri dolaşıp hastaları muayene etmekten yorulmuştum. Biraz demoralizeydim. O an sadece ayak üstü kimsin kimlerdensinden bahsettik. Amcamın arkadaşıydı. Yaşı büyüktü Sabri abinin amcamdan da büyüktü. Halka tatlı yapıp sattığını söyledi. Canım da tatlı çekmişti. Iyi oldu dedim. Tatlı yiyebileceğimiz bi yer öğrendik.
Derik çarşısına işim düştüğünde dükkanı gördüm. Içeri geçtim, selamlaşip tatlı ısmarladım birkaç tane. Tatlı yerken sohbet etmeye başladık. Şiir yazdığını duymuştum. Ama çok oralı olamamıştım. Tatlı daha çok ilgimi çekmişti. Meğerse kitapları varmış. Yazdığı şiirlerinden iki kitap yayınlamış. Varsa bakabilir miyim dedim. Wesyetên Qefilî'i çekmeceden çıkarıp verdi. Ve başladık okumaya. Okudukça da hayran kaldım. Şiirlerini Türkçe'ye çevirmeyi teklif ettim. Wesyetên Qefilî'i Türkçe'ye çevirdim de. Çok kitap okuduk da. Yanındaki çevrendeki birinin ilk defa bi kitabını okudum. Bu çok daha farklı duygu ve tat.