“ Ne düşünüyorsunuz? diye sordum.
O, nispet yapar gibi mırıldandı:
“ İnsanın elinde olsa da, kaçıp kurtulsa!...”
“Nereye gitsin? Her yerde Tanrı’nın eli vardır. Kurtuluş yok. Üzdün mü bu sizi?
-insan aklı iyi yönde değişimleri kolay kabullenmeye hazırsa da, ruhunun yatışması, için belli bir sakinliğin gelmesi için birkaç saat geçmesi gerekti.
“ Hava düzeldiği ve sağlığıma kavuştuğum zaman,” dedi, “ Her gün birlikte uzun yürüyüşlere çıkarız. Yamacın sonundaki çiftliğe yürürüz, çocuklar ne yapıyor, bakarız; Sir Joh’un Barton Kavşağı’ndaki yeni tarlalarına, sonra Abbeyland’e yürürüz; sık sık eski Priory Harabeleri’ne gider, eskiden gidilmiş dedikleri yere kadar temellerinin izini sürmeye çalışırız. Biliyorum, mutlu olacağız. Biliyorum, yaz mutlu geçecek. En geç altıda uyanmak niyetindeyim, o saatten ta akşam yemeğine kadar her anı müziği ve okumaya ayıracağım. Planımı yaptım, ciddi bir çalışmaya başlamak konusunda kararlıyım. Kütüphanemizi iyi biliyorum, artık bana eğlence dışında bir şey veremez. Ama Park’ta okumaya değer pek çok kitap var; hatta Albay Brandon’dan ödünç alabileceğim daha modern başka kitaplar da var. Günde sadece altı saat okuyarak on iki ay içinde şimdi eksikliğini duyduğum büyük bir eğitim alırım. “