Şeyma Buldu

Şeyma Buldu
@powerpuff
95 okur puanı
Şubat 2021 tarihinde katıldı
“Fildişi Kuyu'da, söz'ün erkek, anlam'ın kadın olduğunu anlatmaya çalışmıştım; çocuk, erkek ve kadının, yatay ve dikeyin birleşmesinden ortaya çıkan şeydir; ke­limenin, anlamla birleşmesinden ortaya çıkan anlamdır, yeni anlamlar potansiyelidir, anlamın çoğalması, derinleşmesidir. Çocuğu kurban etmek, özü şekle kurban etmektir. Çocuk yeniden doğma, doğurma ve doğurulma kapasitesidir. Bizse çocuğu önce doğurup sonra kurban ediyoruz; yenilenmeden kalınca varlığımızı hala devam ettirebildiğimizi sanıyoruz. Halbuki çocuğumuzun ve içimizdeki çocuğun gerçekten ya­şamadığı bir varoluş, sahte bir varoluştur. İtaatin olduğu ama saygının olmadığı, uyumun olduğu ama gerçek bir bağ kurma hissinin olmadığı, bağlılığın olduğu ama yaşıyor olma hissinin olmadığı, devamın olduğu ama yenilenmenin olmadığı, her şeyi kısırlaştırmış, köreltmiş, stabilize etmiş, statikleştirmiş, kendi kendisinin bir tekrarı haline getirmiş, dolayısıyla kendi­si kendisini içeriden öldürmüş, boşaltmış, ölü bir varoluştur.”
Reklam
“Jung, ‘Hakiki olan her şey, değişmelidir ve sadece, değişebilen şey­ler hakiki olarak kalır’ diyor.”
“İnsanın hiçbir şeyin farkında olmaması, çocukluğunun devam ettiği anlamına gelir.”
“Alice Miller Thou Shalt Not Be Aware (Farkına Varmaya­caksın) kitabında, insanların politikacılar tarafından kandırılmaya bu kadar müsait olmasının, Anne ve Baba'nın dışarıda ve yukarıda, büyük, güçlü, her şeye gücü yeten varlıklar ola­rak çocuğa istediğini onun iyiliği için yapabileceğini öğrenen çocuğun, "ayrı" bir birey olarak varlığını sürdüremediğinden şimdi sevgi, onay, bağlılığı, kurtuluşu politik -yahut başka türlü- bir liderde aramasına dayandığını, politikacıların ve eğitimcilerin aslında tek yaptığının kişinin çocukluk travması nedeniyle hazır bulunan psikolojik mekanizmasındaki tuşlara basmak olduğunu, nitekim Hitler de bunu yaptığı için kitlele­rin yoğun desteğini bu kadar kolay toplayabildiğini, Hitler'in ne yapması gerektiğini kendi acımasız babasından bildiği­ni anlatıyor. Çünkü, "Daha çocukken pedagojik açıdan kötü yönde etkilenmiş insanlar, yetişkin birey olduklarında kendi­leriyle neler yapıldığını fark edemezler” ve kitlelerin, ken­di babalarını gördükleri önder konumundaki insanlar, aslında öç alan çocuktur. Kitleler kendi amaçları (öç almak) için bu kişiye ihtiyaç duyar.”
“1993 yılında İngiltere'de, Liverpool’da, 10 yaşında iki çocuk, 2 yaşındaki James Bulger'ı alışveriş merkezinden kaçırmışlar ve döverek öldürmüşlerdi. Çocukların James Bulger'ı bazen eğlendirdikleri, bazen de başına taşlarla vurdukları 4 km’lik yürüyüşlerinde onları tam 38 kişi görmüş, ama hiçbiri olağan­dışı bir durum olduğunu akıl edememişti. Çünkü çocuk bazen dayak yiyor, bazen de eğlendiriliyordu. Şahitlcr, James Bulger'ı kahkabalada gülerken gördüklerini söylüyorlardı. Anne-babaların çocuklarına yaptıklarının bundan farklı olduğunu düşünmüyorum. Anne-babalar da çocuklarının ru­hunu, bu iki çocuk gibi yavaşça, aralarda çocuğu mutlu ede­rek ve bu şekilde çocuğun kafasını karıştırarak öldürüyorlar. Çocuklar bir ölüm yürüyüşüne çıkarılmışlarken, biz onları anne-babalarının yanında, kahkahalarla gülerken gördüğü­müzü söylüyoruz. Çocuk, anne-babası bazen onu mutlu ettiği, güldürdüğü, ara ara onlarla iyi vakit geçirdiği için, anne-ba­basının ona acı çektirdiğinin farkına varamadan, yavaş yavaş ölüyor.”
Reklam