Bu topraklarda tarihsel ve kültürel bagajı katı bir gerçekçilik, mücadele ve çile üzerine kurulmuş bir damardan "pazarlanabilir bir peri masalı romantizmi" çıkarmaya çalışmak, eşyanın tabiatına aykırı. Yalın gerçek şu; ortada bir romantizm yok, sermayeyi meşrulaştırmak için tasarlanmış bir "kültürel illüzyon" var.
Bir milyarder küresel pazarda (özellikle ABD ve Batı dünyasında) var olmaya çalışırken, oradaki elitlere çiğ bir "Ben acımasız bir kapitalistim, hırslıyım, rakiplerimi ezerim" imajı veremez. Hele ki günümüzün "duyarlı kapitalizm" (woke capitalism) çağında bu intihar demektir. Hamdi Ulukaya gibi figürler, arkalarındaki o gerçekçi ve sert kimliği alıp, Batı’nın bayıldığı o "mistik, doğu felsefesine sahip, dağlardaki bilge çoban" ambalajına sarıyorlar. "Ben çok romantiğim, doğaya aşığım, mültecileri çok seviyorum" söylemi, arkada dönen o 500 milyon dolarlık eski eş davalarını, rüşvet ve reçete hırsızlığı iddialarını, kurumsal yönetim kurulu kavgalarını görünmez kılan muazzam bir sis bombasıdır. Zenginliği romantize ediyorlar çünkü zenginliğin o soğuk, sömürgen ve hesapçı yüzünü başka türlü saklayamazlar. Bir insan haksız veya şaibeli bir şekilde devasa bir güce ulaştığında, vicdanını ve kamuoyu algısını rahatlatmak için "Bakın ben bu parayı kendim için istemiyorum, ben aslında çok içli, çok derin, köklerine bağlı biriyim" tiyatrosunu oynamak zorundadır. Türkiye'deki o dar Kemalist elitlerin dünyasına (Fenerbahçe üzerinden) milyarlar dökerek sızmaya çalışırken de aynı "romantik abi" maskesini kullanıyor. Çünkü o maskeyi çıkardığı an, geriye sadece kurumsal fonların elinde oyuncak olmuş, gücünü kaybetmiş bir figür kalacak. Katı bir realizmin içinden gelenlerin bu sahte romantizm tiyatrosu, aslında köklerine duydukları sadakatten değil; o kökleri küresel elitlerin