Açıkçası, insanlar niye, adına aşk dedikleri bilemeceyi çözemiyorlardı. Bunca acıya, bunca cinayete, bunca intihara değere miydi bu ruh hali? Çünkü aşk fizikseldi, kimyasal değil.
Zaten insanın kaderini bilmesinden daha korkunç ne olabilir? Herkes öleceği günü saati bilseydi, geriye sayım ne kadar zor olurdu, düşünsenize. Geçen her dakikayı bir tabut çivisi gibi algılamaz mıydık? Açıkça yanıt vermek bile insanı ürkütüyor, değil mi? Hele genç ölümler için.
Gün ışığında ben dünyaya aitim, gece vaktiyse uykuya ve sonsuzluğa. Fakat alacakaranlıkta her ikisinden de uzaktayım ve yalnızca kendi kendime ve sana aitim. O yüzden bu saati sana yazmaya adayacağım.
"Olup biten her şeye rağmen gökyüzünü ve yıldızları görebiliyorsan, küçük hayal kırıklıkları ve kazalar insan hayatında çok da büyük yer kaplamamalı, öyle değil mi?"