Gözüm, kör değilsen bunca mezarı gör; Dünyayı saran yalan dolanları gör; Krallar, padişahlar çürüyüp gitmiş; Ela gözlerine kurt dolanları gör.
Tüm ölü krallar, ayağımın altında...
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Tayyipten kurtulma reçetesi
“Filozoflar devletlerin başına geçmedikçe ya da bugün krallar ve yöneticiler gerçekten felsefe ile uğraşmadıkça, yani güç ile bilgelik aynı insanda birleşmedikçe, şehirlerin ve insanlığın dertleri sona ermeyecektir.” Platon | Devlet
Eski zamanlarda insanlar birbirlerinin gözlerinin içine bakarak ticaret yaparlardı. Biri diğerine bir sepet taze elma uzatır, karşılığında bir testi süt alırdı. Elmanın kokusu sütün beyazlığıyla, birinin emeği diğerinin alın teriyle doğrudan kucaklaşırdı. Takas edilen şey yalnızca mal değil, iki insanın o sabah ettiği sohbet ve birbirine duyduğu güvendi. Sonra bir gün, Lidya ülkesinin saraylarında krallar ve tüccarlar bir araya geldi. İnsanların arasındaki o sıcak bağı koparacak, soğuk ve ruhsuz bir metal parçasını icat ettiler. Üzerine gücün ve egemenliğin mührünü bastılar. O günden sonra elmanın kokusu da, sütün beyazlığı da, fırından yeni çıkmış ekmeğin sıcaklığı da silindi. Her şeyin üzerine tek bir ortak dil yazıldı: Fiyat. Para, insanları birbirine bağlayan o görünmez ipleri kesti. Artık birinden bir şey almak için onun yüzüne bakmaya, hatırını sormaya gerek kalmamıştı. Metal parçası, insanı insandan koruyan devasa bir duvara dönüştü. Tarih kitapları bu icadı "medeniyetin en büyük sıçraması" olarak kaydetti. Ticaretin kolaylaştığını, ekonomilerin büyüdüğünü, imparatorlukların bu sayede devasa yollar inşa ettiğini yazdılar. Ancak o parıldayan sikkelerin, insan ruhunda açtığı o büyük çukurdan hiç bahsetmediler. Paranın icadıyla birlikte dünya ikiye bölündü: Satın alanlar ve satılmak zorunda kalanlar. Sevgi, dostluk ve adalet gibi tartıya gelmez ne varsa, bu soğuk metalin gölgesinde kendine bir değer biçilmesini bekler oldu. Parayı bulanlar dünyayı o günden beri rakamlarla yönetebileceklerini sandılar. Oysa dünya, kasalarında milyarları istifleyenlerin değil; hala paranın satın almaya gücünün yetmediği o hesapsız kucaklaşmaların, bir parça ekmeği bölüşen dilsiz cömertliklerin omuzlarında dönmeye devam ediyor.
Alıntı
1. İsmet Sıfatı (Günahsızlık ve Korunmuşluk) Peygamberlerin en önemli vasıflarından biri ismet sıfatıdır. Allah, elçilerini günah işlemekten, hata yapmaktan ve özellikle vahyi tebliğ ederken şahsi hırslara veya dış baskılara boyun eğmekten özel olarak korumuştur. Tüm dünya bir araya gelip baskı kursa bile, bir peygamberin Allah'ın emrinden sapması veya ondan taviz vermesi bu sıfat gereği imkansızdır. 2. Vahyin Dokunulmazlığı Peygamberler kendi kafalarından konuşmazlar. Kur'an-ı Kerim'de Hz. Muhammed (s.a.v.) için şöyle buyrulur: "O, nefis arzusu ile konuşmaz. Onun konuşması ancak kendisine bildirilen bir vahiydir." (Necm Suresi, 3-4) Eğer bir peygamber -haşa- Allah'ın emrinin dışına çıkacak olsaydı, bizzat Allah buna müdahale ederdi. Bu durum da Hakka Suresi'nde çok sert ve kesin bir dille ifade edilmiştir: "Eğer o elçi, bizim adımıza birtakım sözler uydurmuş olsaydı, onu elinden sımsıkı yakalardık. Sonra onun şah damarını koparırdık." (Hakka Suresi, 44-46) 3. Tarihteki Örnekler ve "Tavizsizlik" Tarih boyunca peygamberler, tüm dünyanın (veya içinde bulundukları azgın toplumların) baskılarına, tehditlerine ve cazip tekliflerine maruz kalmışlardır. Hz. Muhammed (s.a.v.): Müşrikler kendisine gelip "Bir yıl sen bizim ilahlarımıza tap, bir yıl da biz senin ilahına tapalım" dediklerinde veya "Seni kralımız yapalım, en zenginimiz yapalım, yeter ki bu davadan vazgeç" diye teklif sunduklarında, O'nun cevabı net olmuştur: "Güneşi sağ elime, ayı da sol elime verseniz, ben yine de bu davadan vazgeçmem." Hz. İbrahim: Tüm kavmi ve dönemin en güçlü kralı Nemrut karşısında tek başına durmuş, ateşe atılmayı göze almış ama Allah'ın emrinden kıl payı sapmamıştır. Özetle; Peygamberler Allah'ın koruması altındaki elçilerdir. Dünya üzerindeki tüm insanlar,
İbn-i Besam der ki; Adı batsın, dünyanın ve onun günlerinin! Çünkü o üzüntü için yaratılmıştır. Sıkıntılar bir an bile bitmez. Ne krallar ve ne de idare edilenler hesabına. Şaşarım ona ve onun gerçekliliğine! Ki o insanlara düşman olduğu halde herkes ona âşık! Kalplerin Keşfi
1000Kitap