Vazgeçemediğimiz bir tutkudur "keşfetmek". Yeni bir lezzeti, yeni bir müziği, yeni bir kitabı veya filmi deneyimlerken duyduğumuz hazza bakılacak olursa hakkımızda hiç de sır olmayan bir bilgidir bu. Avcı-toplayıcı atalarımız Afrika düzlüklerinden çıkıp dünyanın dört bir yanına yayıldığı onbinlerce yıl öncesinden beri süregelen, yerleşik hayata geçtiğimiz halde bırakamadığımız bir alışkanlığımız.
Hiç şüphesiz keşiflerimizin doruklara ulaştığı iki ana nokta vardır: coğrafi keşifler ve uzay serüvenimiz. Gemi teknolojilerinin gelişmesiyle yeni adalar, kıtalar, okyanuslarla karşılaşabilmek umuduyla yelken açtık orta çağda. Ve bugün coğrafi olarak keşfedecek pek de bir şey bırakmadığımız dünyamızdan ayrılıp yeni dünyalara yelken açarken merakımız, umudumuz ve iştahımız tarih boyunca olduğu gibi oldukça kuvvetli.
Tüm bu duyguları anlatımda kullandığı dilde yaşatan yazarımız, yirminci yüzyılın ikinci yarısından itibaren son derece büyük bir ivmeyle hız kazanan uzay keşiflerimizden bahsediyor. Uzay serüvenimize yön veren buluşları, üzerinde yaşayabileceğimiz yeni gezegenleri bulma olasılığımızı ve bu olasılığın gerçekleşmesi halinde medeniyetimizin pek çok konudaki tutum ve düşüncelerini nasıl etkileyebileceğini ele almış. Okuması son derece keyifli, birçok bilim dalının bakış açısından gözlemleri, terimlere boğmadan açıklayıcı bir şekilde sunduğu için dili de oldukça anlaşılır.
Doğa bilimlerine ilgi duyan, insanlığı bekleyen mevcut ve olası uzay başarılarımızı merak eden herkese hitap ediyor.