...bu, dudaklarımızın arasından girdiğinde veya fırladığında zeka parıltısı dediğimiz o küçük sert ışık değil de, fikir alışverişinin zengin sarı alevi olan, daha derin, incelikli ve yer altından gelen parıltıydı.
Gözlerim öfkeyle yaşamıştı ; güvenimi, duygularımı, kendi adamışlığımı böylesine aşağılık biçimde suistimal eden, sözünün eri olmayan bu genç adamın boğazına sarılmak için delice hatta gözünü kan bürümüş bir öfke duyuyordum.