"yetmişli yılların cinsel devrimi sayesinde kurtarıcı bir sarsıntı yaşandıysa da iş bitmiş değil.. geçmişin kalıntıları hayatın içinde hâlâ sert bir şekilde duruyor, neredeyse bilinçsizce yeraltında izlerini bırakmaya devam ediyorlar; cinselliğe gereken değeri vermedikçe, diğer bir deyişle, yeterince ilgi göstermeyip, zaman ve enerji ayırmadıkça, belli belirsiz bir suçluluk veya daha kötüsü utanç, iğrenme gibi duygular taşıyarak, onu sadece yüzeysel bir etkinlik veya biraz keyif alma amacıyla yapılan bir boş vakit uğraşı olarak gördüğümüz sürece tatmin edici cinsel hayata sahip olmayı bekleyemeyiz.."