Cinselliğin Önemi (Arzuya Kavuşmak)

·
Okunma
·
Beğeni
·
162
Gösterim
Adı:
Cinselliğin Önemi
Alt başlık:
Arzuya Kavuşmak
Baskı tarihi:
Temmuz 2016
Sayfa sayısı:
160
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053141143
Orijinal adı:
L'Importance du sexuel: Retrouver le désir
Çeviri:
Zeynep Hürmüz
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
"Cinsellik nerede?" diye sorarak başlıyor kitaba Fransız seksolog Dr. Ghislaine Paris. Bir danışman karakteri yardımıyla tüm danışanlarının hikâyesinden bu sorunun cevabına giden ve herkes için özel olan o yolun haritasını nasıl çizeceğimizi açıklıyor.

Modern yaşantılarımızda cinselliğe hak ettiği değeri veriyor muyuz? Cinselliğimizin ne kadarı bize, ne kadarı topluma ait? Toplumsal normlardan, tabulardan; din ve ahlak kurallarından kendini kurtarmış bir cinsellik mümkün mü? Özgür olduğumuzu sanarken gerçekten özgür müyüz? Cinsel özgürlük bir rüya mı? Sınırları olmadığında nasıl olurdu?

Dr. G. Paris'in soruları bizi cinsellikle ilgili düşüncelerimizi yeniden gözden geçirmeye, kendi cinsel yaşantımızı değerlendirmeye davet ediyor. Bu kitabı okuduktan sonra cinsellik söz konusu olduğunda bizim için de hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı söylenebilir.

Şimdi cinselliğinizi nasılsa öyle görmeye ve aslında nasıl olması gerektiğini bilmeye hazır mısınız? Bu soruyu yanıtlayın ve cevabınız "evet" ise derin bir nefes alıp elinizdeki kitabı okumaya başlayın. Zira bu hayatınızda bir gün mutlaka yapmanız gereken ve ne kadar erken yaparsanız o kadar faydalı olacak bir yüzleşme.
Kitaba henüz inceleme eklenmedi.
Kadınsal zevk ve arzu uzun süre toplumsal düzen için bir tehlike olarak görüldü Freudyen bakış açısı maalesef bu yanlışı daha da güçlendirerek, üstelik ona bir de büyük bir entelektüel teminat vererek, bu sorun üzerine olabilecek en kötü yanlış anlamı yarattı. Freud kadının “klitorisyen” bir uyarma ile hazzı elde ettiğini ve bunun çocukluktan başladığını, tek orgazmın ise “vajinaya” olan penetrasyonla gerçekleştiğini, bunun da olgunluğun bir işareti olduğunu ileri sürdü. Bu kral yolunu özelleştirmek, çok sayıda kadının tam bir hazza ulaşmasının önünü kapama, onları bundan mahrum etmeyi beraberinde getiriyordu. Bugün klitoris ve vajinanın birbirine derinden bağlı olduğunu ve işlevsel bir ünite meydana getirdiklerini biliyoruz. Orgazmı farklı tiplere ayırmak gerçek olmayan kültürel bir yapı inşasıdır.
Erkeklerin kadınlar üzerinde üstünlük kurmaya şartlanmaları ayrıca, çocukluklarından kalma, unutamadıkları, annelerinin korkunç iktidarı altındaki o güçsüz durumlarının hatırasından kaynaklanır.
Ona geçmişte kadının cinsel bedeninin kendisine değil ailesine ait olduğunu hatırlatıyorum. Asla olamazdı ama diyelim ki oldu, bir kadın kendi cinselliğini özgürce yaşadı; bu kadın toplum düzenine ihanet etmiş ve kendi klanını kirletmiş olarak görülür. Bu sistem aynı zamanda doğacak çocukların kökenlerini garanti altına alır ve erkeklere güven verir. Bu durumda erkekler için artık herhangi bir rekabet korkusu söz konusu değildir. Bekârete verilen önem, erkeklerin kadın cinselliğini kontrolleri altına aldığı bu sisteme doğrudan bağlıdır.
Karin hemen açıklamaya girişiyor: “Makyaj yapmak ya da seksi kıyafetler giymek, bunlar her zaman erkek arzusunu sergilemek anlamına gelir ve çok rahatsız edicidir. Ne zaman bunları yapacak olsam kendimi seks objesi gibi hissederim ve bunu çok aşağılayıcı bulurum.”

Ona kendi hakkında bir yargıda bulunmaya zorluyorum: “Bu arzu edilir olmak istemediğiniz anlamına mı geliyor? ”

“Hayır, tabii ki istiyorum” diye cevaplıyor hemen. “Ama bunu özellikle göstermek istemem.”

Özetlemek için onu biraz kışkırtarak, “Sonuçta bunların hepsi bana biraz ikiyüzlülük gibi görünüyor” diyorum. “Gerçekte arzu edilir olmayı istiyorsunuz ama hiç kimsenin böyle olmak için herhangi bir şey yaptığınızı bilmesini istemiyorsunuz. Bir kere daha arzu erkeğe özgün olarak kalıyor; kadın ona arzulu olamaz ya da hiçbir zaman arzulanmamayı talep etmemeli; kışkırtmamalı. Aksine kadın dikkatli olmalı, kendini korumalı.”

Karine düşünceliydi; gerçeklerin böyle, biraz dobra bir şekilde açıklanması onu rahatsız etmişti. Bu durumun kadınların cinselliklerini özgürce yaşamalarına engel olduğunu anlamıştı. Düşündüğünün aksine arzularının bilincinde olabilmek, arzularına sahip çıkmak, onları yaşamayı istemek, yetişkin ve cinsel hayatı olan bir kadın için gerçekten değerliydi, kendine kattığı bir değerdi.
Leila için erkekler ve kızlar farklıydılar. Bu gayet açıktı. Ağabeyleri gibi özgürce dışarı çıkacak olsa kimse ona saygı duymazdı. Değeri namusuydu. Ondan namus sözcüğünün ne anlama geldiğini açıklamasını istediğimde şaşırdı: Namus kimseyle flört etmemek, evlenmeden Önce kimseyle cinsellik yaşamamak demektir. Aksi takdirde bir genç kız kirlenmiş olur, yani bir orospudur. Sahip olduğu bu kesin düşüncelerin neye göre olduğunu, bunların neye dayandığını sorduğumda şaşırmıştı. Leila zekiydi; aile çevresinde geçerli kuralları görüyordu. Buna karşın bir şeyden emindi: Aile içinde bu böyledir. Bu prensiplere bağlanmayı reddetmek kültürel gruptan kovulma riskini göze almak anlamına gelir.
Tüm medeniyetlerde insanlar cinsiyetler arasındaki farkın doğal olarak bulunduğunu abartarak vurgulamışlardır. Her bir cinsiyetin kimliğini güçlendirmek amacıyla bu farka dayanarak toplumu yapılandırmışlardır.

Her cinsin genital organları, anatomileri, fonksiyonları sık sık bir insanın cinsel kimliğini sembolize eder. Karine meraklanmıştı, benden Örnekler vermemi istedi.

Penis mesela, özellikle koitusun ve üremenin hizmetinde basit bir organdan çok farklı bir şeydir. Erkekler sık sık bedenlerinin bu kısmına özel bir ilgi göstererek onu korurlar. Ona özen gösterirler, onu gözlemlerler; bazen ondan aynı şekilde bahsederler. Cinsiyetleri bazen onlar için bir endişe kaynağıdır: Penisleri iyi durumda mı? Yeterince büyük mü? Yeterince uzun mu? İşlevini mükemmel bir şekilde yerine getirmediğinde, ereksiyon olmayı reddettiğinde, kontrolünü kaybettiğinde; bir erken boşalmada koitusun içine çabucak çöktüğünde yaşanılan ne de büyük bir allak bullak olmadır! Şaşıracak bir şey yok, çünkü o erilliği sembolize eder.

Ereksiyonla ilgili bir sorun karşısında erkek sadece sorunun pratik kısmından, yani penetrasyonu zorlaştıran yumuşak bir organla kalmaktan ötürü acı çekmez ama bununla ilişkilenen imajı da ona acı verir. O halde tehlikede olan erkekliktir. Aynı gerekçeden ötürü hastaların ufak bir penise sahip olmaktan şikâyet ettikleri çok sayıda cinsel terapist muayenesi vardır. Cinsel birleşmeleri çoğunlukla normal olsa bile onların acısı gerçek bir acıdır. Gerçekte erkekliklerine ilişkin bir şüphe söz konusudur ve maalesef hiçbir onarıcı cerrahi bunu iyileştiremez.
Marion’un durumunu ele alalım; tatlı, çekingen ve kendine çok az güvenen bir genç kız. Onu seven ve ona güven veren bir erkek arkadaş hayal ediyor. Ne yazık ki seçimleri her zaman dominant, kendilerinden emin, karizmatik ve onu hırpalama potansiyeli olan erkeklerden yana oluyor. Hemen hemen her zaman başarısızlıkla sonuçlanan bu ilişkilerden ötürü mutsuz. Bana bu berbat hatayı neden sürekli tekrarladığını anlamak için geliyor.

Partner seçiminde Marion, bilinçsiz bir şekilde, çok otoriter babasına kavuşmayı ve babasından görmediği, ona acı veren ve şüphesiz ki kökeninde girişken olmamasının yattığı ilgi ve saygı eksikliğini gidermeyi amaçlıyor. O aynı zamanda güçlü adamlar tarafından sevilerek yoksunluğunu hissettiği bu değerleri yeniden elde etmeyi umuyor. Birlikte, bunun kötü bir plan olduğunu anlıyoruz. Erkek arkadaşlarının onun üzerinde kurduğu hâkimiyet, tam aksine, onun aşağıda kalmaya devam etmesine ve aşağılık duygusunun güçlenmesine neden oluyor. Bu güven dünyasına kendi özel yollarıyla girmeli ve duygusal ilişkilerini başka temeller üzerine kurmalı.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Cinselliğin Önemi
Alt başlık:
Arzuya Kavuşmak
Baskı tarihi:
Temmuz 2016
Sayfa sayısı:
160
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053141143
Orijinal adı:
L'Importance du sexuel: Retrouver le désir
Çeviri:
Zeynep Hürmüz
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
"Cinsellik nerede?" diye sorarak başlıyor kitaba Fransız seksolog Dr. Ghislaine Paris. Bir danışman karakteri yardımıyla tüm danışanlarının hikâyesinden bu sorunun cevabına giden ve herkes için özel olan o yolun haritasını nasıl çizeceğimizi açıklıyor.

Modern yaşantılarımızda cinselliğe hak ettiği değeri veriyor muyuz? Cinselliğimizin ne kadarı bize, ne kadarı topluma ait? Toplumsal normlardan, tabulardan; din ve ahlak kurallarından kendini kurtarmış bir cinsellik mümkün mü? Özgür olduğumuzu sanarken gerçekten özgür müyüz? Cinsel özgürlük bir rüya mı? Sınırları olmadığında nasıl olurdu?

Dr. G. Paris'in soruları bizi cinsellikle ilgili düşüncelerimizi yeniden gözden geçirmeye, kendi cinsel yaşantımızı değerlendirmeye davet ediyor. Bu kitabı okuduktan sonra cinsellik söz konusu olduğunda bizim için de hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı söylenebilir.

Şimdi cinselliğinizi nasılsa öyle görmeye ve aslında nasıl olması gerektiğini bilmeye hazır mısınız? Bu soruyu yanıtlayın ve cevabınız "evet" ise derin bir nefes alıp elinizdeki kitabı okumaya başlayın. Zira bu hayatınızda bir gün mutlaka yapmanız gereken ve ne kadar erken yaparsanız o kadar faydalı olacak bir yüzleşme.

Kitabı okuyanlar 6 okur

  • Ramazan Kahraman
  • Semih Selvi
  • Elif
  • Dilan
  • Aşna Fişna
  • Ali Ünal

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%100 (1)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0