Açıktır ki, Amerika Birleşik Devletleri, modern sanayileşmiş
dünya ve aslında bir bütün olarak uluslararası toplum, sistemin geri
kalanıyla uyumlu bir İslam dünyasını tercih ederdi. Böyle bir İslam
anlayışı, öncelikle demokratik, sürdürülebilir bir ekonomiye sahip,
politik olarak istikrarlı, sosyal olarak ilerici ve uluslararası kurallara ve
normlara uyan bir İslam anlayışıdır.
Batının verbalizm yoluyla Müslümanlara doğru diye pazarladığı
kavramlarla ve kültürel kodlarla (insan hakları, barış, özgürlük, hu
kuk, demokrasi, terör, vs) çizdiği yol haritasına kurtuluş diye misyo
nerlik yapan “yerel” paydaşlarının ve eylem planlarının amacı İslam’ın
dinamiklerini, birikim gücünü, potansiyel kabiliyetini ve aksiyoner
tarafını pasifize edip Müslümanları edilgen ve bağımlı kalabalıklara
dönüştürüp dünyayı kendi değerlerinin hakimiyetinde sömürmektir.
Hallâl şöyle diyor: Ali b Abdussamed et Tayalisi şöyle dedi: Ahmed b. Hanbel bana bakarken elimi üzerine sürdüm, o da sinirlendi, elini silkeledi ve şöyle dedi: "Siz bunları kimden öğrendiniz!"
Seyyid Kutub şöyle dedi: "Bütün nesillerin Mehmed Alinin Vehhabilere karşı yaptıklarını büyük bir başarıymış gibi anlamalarına izin veriyoruz. Gerçekte bu İslami Islahata karşı işlenen tarihi bir cinayettir. Bu hareket rahat bırakılsaydı 1 asır önce büyür başarıya ulaşabilirlerdi
Bugün fiili olarak kesinlikle Vehhabilik daveti yoktur. Bu devlet, İngilizlerin safhasında milli, laik ve sekülerizme bağlı bir prenslik haline dönüştü. Oysa bir asır önce Vahhabi alimleri, Hristiyanlarla ittifak yapmak ve onların himayesine girmenin küfür olduğunu söylüyorlardı