s

“Allah sana şah damarından daha yakındır” derlerdi. Biraz önce öğrendim ki şah damarıma yakın olan yalnızca o değilmiş bunu soğuk ve keskin bir metal tenime değince anladım. Tenime değdiğinde düşündüm: Ben o bıçağı kendime mi doğrulttum, yoksa bana benden yakın olduğu söylenen Allah’a mı? Eğer ikincisiyse, affını bin kez dilerim. Çünkü ben Tanrı’ya değil, acıya yenildim. Ölmek istemekten çok, içimde taşıdığım bu bedenden çıkmak istedim belki. Canımı acıtanlara suskun bir ders bırakmak… Ama insan gidince gerçekten bir şey öğretebilir mi geride kalanlara? Bilmiyorum. İnsanlar kaybettiklerinin ardından üzülüyor mu gerçekten, yoksa sadece eksilen yerlerinin yasını mı tutuyorlar? Defalarca değdi tenime o soğukluk. Kalbim kaburgalarıma çarpa çarpa büyürken korkmadım. İşte buna şaşırıyorum. Çünkü her canlı ölümün nefesini hissedince ürpermeli, değil mi? İçimin buz kesmesi gerekirdi. Ama ben korkmadım. Sanki insan bazen o kadar yoruluyor ki, ölüm bile ona yabancı gelmiyor. Ya da belki insan, en çok yaşarken ölüyor. Sadece bir beden kalıyor geriye toprağa gömülmesi için. -s.
1000Kitap
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
ruhum acı çekiyor, bedenim de fazlasıyla ödüyor bunu.
1000Kitap
insan bazen o kadar yalnız ve çaresiz olur ki; dağdan taştan, havadan sudan, ottan böcekten sevgi ister, merhamet görmek ister, görülmek ister. çünkü bir insan kadar acımasız yaratılmamışlardır onlar. -s.
1000Kitap
bütün ümidim, bir gün gönlümce yaşayabilmektir bu hayatı.
1000Kitap
insan tüm kaçışlarına rağmen biri ona yetişsin istiyor
1000Kitap