Freud, ahlakı bir “erdem” değil, baskının sonucu olarak görür.
Ancak bu, ahlaka tamamen karşı olduğu anlamına gelmez. Freud, toplumun devamı için belli bir ölçüde bastırmanın zorunlu olduğunu kabul eder.
Sorun, bastırmanın aşırılığa ulaşmasıdır. Bu durumda ahlak, insan ruhunu hasta eden bir güç haline gelir.
Freud’a göre uygarlık, insanın doğa halinden çıkıp birlikte yaşayabilmesi için kurulmuş bir düzendir.
Ama bu düzen, bireyin doğal itkilerini (özellikle cinsellik ve saldırganlık)bastırmak üzerine inşa edilir.
Yani uygarlık aslında şunları yapar:
Arzuların ifadesini sınırlar,
Şiddeti yasaklar,
“Uygun” davranış kalıpları yaratır ve
bu kalıpları içselleştirmemizi sağlar (süperego aracılığıyla).
Dolayısıyla birey, dışsal bir otorite tarafından değil, kendi vicdanı aracılığıyla denetlenir.
Freud’a göre bu, uygarlığın en büyük başarısıdır ama aynı zamanda insanın içsel huzursuzluğunun da kaynağıdır.