Freud, ahlakı bir “erdem” değil, baskının sonucu olarak görür.
Ancak bu, ahlaka tamamen karşı olduğu anlamına gelmez. Freud, toplumun devamı için belli bir ölçüde bastırmanın zorunlu olduğunu kabul eder.
Sorun, bastırmanın aşırılığa ulaşmasıdır. Bu durumda ahlak, insan ruhunu hasta eden bir güç haline gelir.
Çağının burjuva ahlak anlayışının temelinde yatan Viktoryan cinsel iffet kavramına şiddetle saldıran Freud, ne denli eleştirel bir tutum içinde olsa da hiçbir zaman kapitalist düzenin sosyoekonomik altyapısını ve ideolojisini sorgulamamıştır.
Sayfa 25 - 2. Baskı, Say Yayınları, 2009·Kitabı okuyor
Freud’a göre uygarlık, insanın doğa halinden çıkıp birlikte yaşayabilmesi için kurulmuş bir düzendir.
Ama bu düzen, bireyin doğal itkilerini (özellikle cinsellik ve saldırganlık)bastırmak üzerine inşa edilir.
Yani uygarlık aslında şunları yapar:
Arzuların ifadesini sınırlar,
Şiddeti yasaklar,
“Uygun” davranış kalıpları yaratır ve
bu kalıpları içselleştirmemizi sağlar (süperego aracılığıyla).
Dolayısıyla birey, dışsal bir otorite tarafından değil, kendi vicdanı aracılığıyla denetlenir.
Freud’a göre bu, uygarlığın en büyük başarısıdır ama aynı zamanda insanın içsel huzursuzluğunun da kaynağıdır.
Yaşadığı 19. yüzyıl burjuva toplumunun liberal bir eleştirmeni olan Freud, toplumun insan üzerine gereksiz yükler bindirdiğine ve bunlara katlanmanın bedelinin 'nevroz' biçiminde tezahür eden mutsuzluklar olduğuna inanır.
Sayfa 25 - 2. Baskı, Say Yayınları, 2009·Kitabı okuyor
Histeri'nin yalnız kadınlara özgü bir hastalık olmadığını, erkeklerde de bulunduğu tezini Tabipler Birliği'nde açıklamasının nasıl alaycı bir tepkiyle karşılandığını söyler.
Sayfa 18 - 2. Baskı, Say Yayınları, 2009·Kitabı okuyor