Semra Beynel

Zetzel'in belirttiği gibi (244), tedavi yavaş, usandırıcı ve uzun süren bir uğraş halini alabilir. Bu nedenle terapist hastanın yavaş gelişme göstermesine ve tedavinin küçük sonuçlarının çok uzun sürede gerçekleşmesine hazırlıklı olması gerekmektedir. Fakat bu demek değildir ki terapist dikkati bir an elden bırakabilir, eğer terapist bu uzun süreç nedeniyle dikkatini bir an olsun elden bırakırsa hastanın patolojik egosu yeniden kendini göstermeye başlayacaktır.
Sayfa 243
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Borderline hastalar genellikle, kendi aklileştirmelerine sosyal yönden destek bulabilecekleri diğer borderline hastalarla sosyalleşerek bir birliktelik oluştururlar.
Sayfa 227
Borderline hasta, özellikle terapinin başlarında duygularını terapiste öylesine yansıtır ve öylesine kışkırtıcı ve manipüle edici olur ki terapistin üzerinde büyük bir duygusal stres yaratması çok zor olmaz. Terapist hem hastanın neler yaptığını hem de bunların kendi duyguları üzerinde nasıl etkiler bıraktığını anlayamadığı sürece terapötik anlamda başarısız olur. Unutulmamalıdır ki, hasta kışkırtma ve manipüle edici olma konusunda bir profesyonelken, terapist bu mekanizmaları kullanma konusunda bir amatördür.
Sayfa 143
Ego Gücü
Ayrılma-bireyleşme ekseninde gelişimsel duraklama meydana gelmeden önce, egonun ne kadar geliştiği çok önemlidir, zira bu durum, gerçeklik egosunun ne kadar geliştiğinin ve savunma mekanizmalarının ne derecede ilkel olduğunun göstergesidir. Bu durum mevcut hastalığın geçmişinde de kısmen görülebilir. Yani; hasta ne kadar nevrotiğe yakınsa egosu o derecede güçlü, ne kadar psikotiğe yakınsa, egosu o derecede zayıftır. İlk semptomların ya da gizillik dönemine kadar devam eden erken yüceltmelere bağlı gelişimsel duraklama semptomlarının bulunmadığını ortaya çıkaran, geçmişin ilk dönemlerine dair bir özenli inceleme, egonun erken yaştaki gelişimsel görevlerin üstesinden gelme ve bunlarla baş edebilme kapasitesine sahip olduğunu telkin eder. Buna paralel diğer bir düşünce de hastanın aileden, anne dışında bir ya da birkaç kişiyle (büyük anne, büyük baba, amca, hala, kardeş) yakın ve pozitif bir ilişki içinde olup olmadığı konusundadır. Bu ilişkiler, daha sonra terapötik ilişkide büyütülebilecek, temel güven duygusunun çekirdeğini oluşturur.
Sayfa 133
Phyilis ve kocası veya Tom ve karısı gibi çiftleri gündelik hayatta gözlemleyen kişiler, bu insanların apaçık bir şekilde birbirlerinden bu derece nefret etmelerine ve sürekli olarak sıkıntı yaşamalarına rağmen, niçin hala birlikte yaşadıklarını merak ederler. Bu sorunun akıllara gelmesi, yakın bir ilişkinin verdiği tehditle hızlanan yutulma korkusunun o inanılmaz gücüne bir kanıttır. Hasta, korkularına karşı kendisini koruyan çatışmalarla dolu bir ilişkide, bu korkusunu harekete geçiren yakın bir ilişkiye göre kendini daha iyi hisseder. Yani, asıl faktör ilişki değil korkudur.
Sayfa 110