Yazım diliyle biraz zorlayıcı bir kitaptı. Yine de distopyalara bayılırım. Distopyalarda aslında temel bir durum karşımıza çıkıyor: “İnsan gerçekten medeni mi, yoksa bunu yalnızca bastırıyor mu?” Nörobilim çalışmalarından şunu biliyoruz: Beynimizin ilkel içgüdüleri hâlâ yerinde duruyor; bunu frontal lobumuz her daim bastırıyor. Hatta frontal lob hasarı görülen bir çok vakada bireyler, ilkel içgüdülerini kontrolsüzce sergilemeye başlıyorlar. Bu kitapta da aslında bunu görüyoruz.
Görme dediğimiz ve insanın en gelişmiş duyularından biri olan bu duyumuz aniden ortadan kalkıyor. Yıllar süren medeniyet kurma çalışmalarımız ise bir anda ortadan kayboluyor ve kaosa sürükleniyoruz. Çünkü insan böyledir. Etik arayışlara ve bazı ahlaki ikilemlere rağmen, açlık ve güvensizlik tüm bu ikilemleri ezip geçiyor. Bu denli hızlıca ilkel dürtülerimize dönebilmemiz kitapta adeta yüzümüze vuruluyor.
“Bak,” diyor yazar, “ne kadar hızlı, vahşi dediğin ve kendini üstte gördüğün hayvanlara dönüştün.”
“Bak,” diyor yazar, “ne oldu? Yalnızca tek bir duyunu kaybetmen seni bir muz için birbirine ölesiye saldıran şempanzelere dönüştürdü.”
Yazarın bazı konularda fazla iyimser davrandığını düşünüyorum. İnsanların böyle bir senaryoda çok daha korkunç şeyler yapacağını kendi adıma öngörüyorum. Çünkü biz buyuz. Rahat ve güvendeyken etik ve ahlaki ikilemleri olan, ama küçük bir kaos anında aniden dişlerini saldırmaya hazır bir şekilde açan, omurgası fazla dik şempanzeleriz. Hatta şempanzeler en azından doğalarını kabul eder; biz bunu bile yapamayacak kadar kibirliyiz.
Mesela şu an gerçekten iyi insanlar olduğumuz için mi iyiyiz? Bunu kendimize sormak lazım. Aşırı zenginken bağış yapmak kolaydır; peki sen hiç akşam yemek bulamayacağını bilerek yemeğini biriyle paylaştın mı? Aşırı sağlıklıyken
KörlükJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınları · 2022132,1bin okunma
İyiyim deriz ama aslında ölüyoruzdur, halk arasında buna kan kusup kızılcık şerbeti içtim
denir ve bu içsel dönüştürme fenomeni yalnızca insan türünde gözlenir.