Bir nesneyle ilgili fikir, o nesnenin gerçeği ile uyuştuğu zaman, fikrin nesneyle özdeşleştiği söylenir. Düşüncelerin gerçeklerle özdeşleştirilmesi yakın ve sıralı bir halde olmalıdır ki düşünülmüş bir eylem planı, kişiyi amacına ulaştırabilsin.
Bilimdeki tüm ilerlemeler, kişinin kendi kafasındaki dünya ile ilgili zihinsel temsillerinin daha doğru imgelerle, yani dünyanın gerçekte olduğu şekliyle, değiştirilmesi sayesindedir.
[...] bir içgüdü, daima önceki konumuna gerilemeye (regression) çalışır. İçgüdünün kendini tekrarlamaya olan bu meyli, yani gerilimden rahatlamaya, rahatlamadan gerilime geçen döngüsüne; tekrarlama takıntısı denir.
Freud, nihai rahatlamaya ilave olarak nihai amaca varılmadan önce yerine getirilmesi gereken ikincil amaçların da olduğunu gözlemlemiştir. Açlığın giderilmesinden önce yemeğin bulunması ve yenmesi şarttır. Yemeğin bulunması ve yenmesi, açlığın giderilmesinde ikincil olan amaçlardır. Freud, bir içgüdünün nihai amacını dahili amaç, ikincil amaçları da harici amaçlar olarak adlandırmıştır.
Süperego, kanunsuzluk ve karışıklık konusu üzerine içsel kısıtlamalar getirerek bireyin, toplumun kanunlarına uyan biri olmasına olanak verir.
Eğer idin, bir evrim vergisi ve bireyin biyolojik gelişiminin psikolojik temsilcisi olduğu ve egonun da bireyin kendisinin objektif gerçeklik ile girdiği ilişkinin bir sonucu ve daha yüksek bir zihinsel süreç düzeyi olduğu düşünülürse süperegonun da toplumsallaşmanın bir ürünü ve kültürel değerlerin bir aracı olduğu düşünülebilir.