Ayşe Gül

Ayşe Gül
Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe...
9/10
·329 syf.··
2026 4. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 26 Ocak 2026 15:32
Sakinlik arıyorsanız büyük dramlardan yorulduysanız ve bir karakterin adım adım gelişmesini izlemek istiyorsanız tam sizlik olan bu kitap, yine okurken çok keyif aldığım dönem kitaplarından biri oldu... Eğer Jane Eyre’deki o gotik havayı veya Uğultulu Tepeler’deki çılgın aşkı bekleyerek bu kitaba başlarsanız biraz şaşırabilirsiniz veya hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz. Çünkü "Profesör" Charlotte’ın en ayakları yere basan ve realist çalışması diyebilirim. Hikayenin merkezinde, İngiltere’deki zorba akrabalarından kaçıp şansını Belçika’da, Brüksel’de bir öğretmen olarak denemeye karar veren William Crimsworth var. William, bazen biraz fazla ciddi, hatta yer yer sıkıcı bile gelebilir. Karakterimizin güzelliği şurada ki Charlotte onu o kadar gerçekçi çizmiş ki hayatta kendi yolunu çizmeye çalışan, gururlu ama yalnız bir gencin iç dünyasını iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Kitapta hazıra konan veya kolay yoldan zengin olmaya çalışan karakterler bulamazsınız, tamamen emek ve çalışma üzerine kurulu hayatlarla çevrili, ilkelerine bağlı güçlü karakterlerle dolu. Kitabın sonunda sahip olunan her şey ise kendi emeklerinin meyveleri... William’ın Frances Henri ile kurduğu bağda alışılagelmiş o büyük patlamalar veya imkansız dramlar yok. Aksine bu ilişki karşılıklı saygı, sarsılmaz bir çalışma azmi ve derin bir entelektüel uyumun güçlü bir inşası... "Bırakın temel saygıdan, birinci kat şefkatten, üstteki yapı da aşktan oluşsun.." (s. 110) Aynı zamanda Brontë gerçek aşkın sadece geçici duygulardan değil, aynı dünya görüşünü paylaşmanın ne kadar kıymetli olduğunu o kadar güzel anlatıyor ki... Bunu aşağıdaki satırlardan da görebilirsiniz! "Bir taş bebekle ya da bir aptalla evlenme düşüncesi benim için her zaman tiksinti verici oldu: Çekici bir taş bebeğin, güzel bir aptalın
ProfesörCharlotte Brontë · İş Bankası Kültür Yayınları · 2020981 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Spoiler İçerir!
10/10
Emily Brontë’nin 1847 yılında "Ellis Bell" takma adıyla yayınlanan ve ne yazık ki yazarın yayımlandıktan sadece bir yıl sonra, 30 yaşında hayata veda etmesiyle tek ve güçlü izi olarak kalan Uğultulu Tepeler, edebiyatın en sarsıcı eserlerinden biridir. Tek bir romanla böylesine kalıcı, etkileyici ve kuşaklar arası yankılanan bir iz bırakması, Brontë’nin dehasının tartışılmaz bir kanıtı niteliğinde. Üniversite de hocamız derdi ki, “Eğer insan karakterini ve iç dünyasını gerçekten anlamak istiyorsanız, roman okuyun.” bu eser bu sözün en büyük kanıtlarından bu yüzden bu incelemeyi yazarken karakterler üzerinden ilerlemeyi tercih ediyorum çünkü her biri derinlemesine ve etkileyici bir şekilde işlenmiş. Emily Brontë’nin bu karanlık ve tutkulu eserini, yalnızca bir aşk hikâyesi olarak göremeyiz. Bu eser bastırılmış duyguların, gururun, kırgınlıkların ve intikamın insan ruhunu nasıl esir alabileceğini gözler önüne seren derin bir karakter incelemesi gibi... Uğultulu Tepeler, bize insanların çoğu zaman sevilmeye ve anlaşılmaya ihtiyaç duyduğunu fısıldıyor. Sevgisizlik ve yoksunlukla büyüyen bir çocuğun, nasıl öfke ve intikamla dolu bir yetişkine dönüşebileceğini, yürek burkan bir gerçeklikle anlatıyor. Heathcliff, kitabın karmaşık ve çarpıcı karakterlerinden biri. Onu sadece “kötü” ya da “trajik” diye sınıflandırmak yeterli olmaz çünkü iç dünyası çok katmanlı ve çelişkilerle dolu. Bir yandan büyük bir aşkın tutsağı. Catherine’e duyduğu sevgi öyle yoğun ve saplantılı ki, bu aşk onu hem yüceltiyor hem de yok ediyor. Diğer yandan ise bu aşk uğruna neredeyse tüm insanlığını kaybediyor; intikamla, hırsla, acıyla şekilleniyor. Onu anlayabilmek için sadece ne yaptığını değil, neden yaptığını da görmek gerekiyor. Roman boyunca bir şeylerin onu değiştirmesini, yumuşatmasını
Uğultulu TepelerEmily Brontë · Can Yayınları · 201858bin okunma
10/10
·656 syf.··
2025 47. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 24 Eylül 2025 15:31
Viktorya Dönemi’ni anlatan bu harikulade eser, yoksulluk, sınıf ayrımı, toplumsal adaletsizlik ve insanların değer yargıları gibi pek çok önemli konuyu derinlikli bir şekilde ele alıyor. Charles Dickens, bu romanında Pip’in çocukluktan yetişkinliğe uzanan yolculuğunu anlatırken, aslında hepimizin içinde bir yerlerde saklı duran umutları, hayal kırıklıklarını ve en çok da ait olma arzusunu gözler önüne serer gibidir. Küçük kahramanımızın, Bayan Havisham’ın ihtişamlı ama duygusal olarak çürümüş dünyasında kendini “alt sınıf” olarak hissetmesi, zenginlik ve statüye karşı duyduğu takıntının temelini oluşturur. Demirci çırağıyken sıradan ve değersiz görülürken, birdenbire zengin bir beyefendiye dönüşmesiyle toplumun gözünde tamamen farklı bir konuma yükselir. Ancak statü ve zenginlik uğruna geride bıraktıklarının ağırlığı, zamanla en büyük pişmanlığına dönüşür, roman ilerledikçe bu durum bariz bir şekilde ortaya çıkmaya başlar. Dickens, bu hızlı yükselişin ardındaki boşluğu, statünün getirdiği sahte ilişkileri ve samimiyetsiz bağları büyük bir ustalıkla bizlere sorgulatır. Pip, her şeyini kaybettiğinde, etrafındaki sahte insanların birer birer uzaklaştığını görür. O zamana dek onu toplumun gözünde yücelten statü ve zenginliğin aslında ne kadar kırılgan ve içi boş bir illüzyon olduğunu ancak o zaman fark eder. Maddi varlıkların elinden alınmasıyla birlikte, gerçek zenginliğin ne olduğunu ilk kez derinden kavrar. Dickens’ın roman boyunca vermek istediği mesaj tam da bu dönüşümde saklıdır. Pip, her şeyini yitirmiş gibi görünse de aslında hayatının en büyük kazancının ne olduğunun farkına varır: Gerçek sevginin, vefanın ve içtenliğin paha biçilemez olduğunu anlamak. Dönemin toplumsal sorunlarına yakından tanıklık ettiğimiz kısma değinecek olursak mahkûmların hiçbir hakka
Büyük UmutlarCharles Dickens · Can Yayınları · 202418,5bin okunma
10/10
·512 syf.··
Beğendi
·
2025 39. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 25 Ağustos 2025 19:47
Öncelikle elimden bırakmak istemediğim, her boş anımda koşarak sarıldığım, sayfaları çevirdikçe büyüsüne daha fazla kapıldığım ve okumaya doyamadığım bir kitap olduğunu belirtmeden geçemeyeceğim... "Mansfield Park", 200 yılı aşkın bir süre önce yazılmış olmasına rağmen, günümüz dünyasıyla şaşırtıcı derecede benzer. Roman, bize toplumun ahlaki yozlaşmasını, paranın ve statünün insanlar üzerindeki etkisini ve gerçek erdemin ne olduğunu sorgulatıyor. Hangi dönemde yaşarsak yaşayalım, bu iki faktör insan davranışlarını şekillendiren en güçlü itici faktörlerden biri olmaya maalesef ki devam ediyor. Romanın ana karakteri Fanny Price, hepimizin alışkın olduğu Austen kadınlarından çok farklı. Elizabeth gibi zeki ve esprili değil, Emma gibi sosyal kelebek de değil. O, odanın köşesinde durup sessizce her şeyi gözlemleyen, utangaç ve biraz da pasif bir kız. İlk başta "Neden bu karakteri ana kahraman yapmış ki?" diye düşünebilirsiniz. Ama sonra fark ediyorsunuz ki, Austen bize şunu soruyor: Gerçek erdem, ilgi odağı olmakla mı ölçülür, yoksa sessiz bir onurla mı? Eserde de tanık olacağımız üzere zekaları ve çekicilikleriyle herkesi etkileyen karakterler var ama onların sahip oldukları bu sosyal statü gerçek bir ahlaki pusulanın yokluğunu örtüyor. Onların değerleri, içsel bir inançtan ziyade, başkalarının gözündeki imajlara dayanıyor ve bu durum, onların tüm cazibesini ve zekasını bir anda anlamsızlaştırıyor ve başrolümüz olan Fanny Price'ın sessiz, pasif ve utangaç ama değerlerinden ödün vermeyen asil kişiliğini ön plana çıkarıyor. Şunu görüyoruz ki bir insanın değerini gerçekten belirleyen şey, ne kadar çekici ve zeki olduğu, ya da ne kadar yüksek bir sosyal statüye sahip olduğu değildir, gerçek değer kişinin en zor anlarda bile kendi ahlaki ilkelerine sadık kalabilme
Mansfield ParkJane Austen · Can Yayınları · 20192,637 okunma
9/10
·400 syf.··
2025 29. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 28 Temmuz 2025 11:03
Bazı kitaplar vardır, kapağını kapattıktan sonra bile zihninden çıkmaz; karakterleri sanki seninle birlikte yaşamaya devam eder. Hainin Mührü: Kayıp Liman da tam olarak böyleydi benim için. Kendine has, derinlikli karakterleriyle her biri ayrı bir dünyaydı ve hepsini ötekileştirmeden, tüm kırılganlıklarıyla benimsemek çok kolay oldu, ki hepsi kabul edilmek için yaşarken... Her sayfanın beni içine çektiğini söyleyebilirim, olayların akışı hem merak uyandırıcı hem de duygusal olarak sarsıcıydı. Karakterlerin içsel çatışmaları, atmosferin gizemi ve ustalıkla işlenmiş detaylar sayesinde adeta bir distopyanın içindeymiş gibi hissettim. Dinamik yapısı, sade dili ve temposunu hiç kaybetmeyen ilerleyişiyle okumak büyük bir keyifti. İlk defa bir Türk yazardan böylesine etkileyici, güçlü bir kurgu okumak beni hem mutlu etti hem de gururlandırdı. Yalnızca iyi bir hikâye okumadım, aynı zamanda edebi anlamda içime dokunan bir dünya tanıdım. Umarım yazarımızın değeri zamanla daha da iyi anlaşılır ve hak ettiği yeri bulur. Böyle kalemlerin çoğalması dileğiyle… Günlük hayatın karmaşasından kaçmak ve bambaşka bir evrende soluk almak isteyenler için kesinlikle birebir.
Hainin Mührü 1Övgü Deveci Safi · Dokuz Yayınları · 2025452 okunma