Bu hareketsizliğin, korkuya dayanan bu tereddüdün daha zararlı olduğunu, insan münasebetlerinde bir noktada taş kesilmiş gibi kalınamayacağını, ileriye atılmayan her adımın insanı geriye götürdüğünü ve yaklaştırmayan anların muhakkak uzaklaştırdığını karanlık bir şekilde seziyor ve içimde sessizce yanan, fakat günden güne büyüyen bir endişenin yer etmeye başladığını hissediyordum.
''Uzun seferlerde personel yemekhanesine gittiğinizde orada şalgam ya da turp yaprağı görürsünüz.
Bu ufacık yeşillikler insanı baştan ayağa ürpertir. Dizüstü çökmek ve bu yeşilliklere tapınmak gelir içinizden."