Japonya’daki hayvanat bahçesinde annesi tarafından terk edilen yavru makak maymun Punch dünyanın gündeminde. Doğumundan sonra sürüden de dışlanan yavru maymun, bakıcıların verdiği peluş orangutana sarılarak günlerini geçirdi. Videoları, fotoğrafları milyonlarca kez izlendi, paylaşıldı; insanlar gözyaşı döktü, “Keşke ben de sarılıp teselli edebilsem!” diye iç geçirdiler. Punch’ın durumu merhamet duygumuzu kabarttı, hepimizi etkiledi.
Peki bir maymun yavrusuna böylesi açık ve yaygın merhamet gösterisi yapılırken, insanlar dünyanın farklı yerlerinde öldürülen bebekleri neden görmüyor, yok sayıyor? Mesela aynı empatiyi yaklaşık 20 bini çocuk iki yılda öldürülen 72 binden fazla Gazzeli için, açlıktan kemikleri ortaya çıkan Yemenli, Sudanlı, Somalili vd bebekler için neden göstermiyorlar?
Bu sorunun cevabı biraz da Aristo’nun yaklaşımıyla “insanın politik bir hayvan” olmasında saklı. İnsanoğlu merhametini kullanırken dahi politik ve pragmatik davranıyor, risk unsurlarını hesap ediyor. İnsanlar hayvanlara karşı duydukları merhameti çok daha kolay sergiliyorlar. Çünkü bir hayvana sahip çıkmak, onu savunmak, ideolojik, dini, siyasi ya da etnik çatışmaya yol açmıyor. Hayvanın tarafı, mezhebi, siyasi görüşü, ideolojisi yok. “Öteki” addedilecek bir kimliğe sahip değiller.
Onu savunduğunuzda kimse size “vatan haini”, “dinsiz”, “bölücü” ya da “terörist yandaşı” demiyor. Devlet mekanizmaları, ideolojik kamplar, medya trol orduları devreye girmiyor. “Merhametiniz” konfor alanında kalıyor; vicdanınızı rahatlatıyorsunuz. Bir paylaşım, bir like, bir yorumla “iyi insan”, “merhametli” olabiliyorsunuz.
Sosyal psikoloji bu fenomeni uzun zamandır açıklıyor. Leon Festinger’ın Bilişsel Uyumsuzluk Teorisi, insanın kendi eylemleriyle inançları arasında çelişki yaşadığında rahatsız olduğunu